Kendi kendine dövme yaparken insanın gözünden damla damla yaş akıtan o acıdan daha büyüğü, içindekini söyleyemek acısıdır. Her sabah aşık olduğu kızın yanı başında durup da bir tek laf edememenin acısını dayanan bu çocuk için ucu ateşli yorgan iğnesini değil 100 sefer ,1000 sefer bile koluna batırması dert değil.Derdin büyüğü söyleyememek.
Ve budanmış dallar gibi sabırsız aşar çitinde gençliğim. ve uzak şehirlerde hurda vagonlar, açlık aşk süs verilmiş intihar. kısır bulutlar gibi gürültüyle yaşlanır babam. elleri toprağa benzer giderek. ölü yaşıtlarımın sesiyle güler ve budanmış dallar gibi umarsız kendimi düşürdüğüm şiirler: kartım bu! ben burada olurum, Araf’ta yeşil ateşler kemirirken hayat ve ölüm babam hep benim babamdır
Sevgili dost
Tufandan önce hiç kimsenin gökteki nehirlerden haberi yoktu.Hiç kimse suyun ateşe dönüşebileceğini düşünmüyordu.Ve hiç kimse Nuh’un elindeki keserin neyi biçimlendirdiğinin farkında değildi.
Kara bir hançerdir gece
Sevecen,vahşi
Geçer bu uyumuş kalbe
Yaralı bir ışık damlamakta uykulu yıldızlardan
Samanyolu ise
Unutulmuş bir düş gibi
Atılmış göğe
Şafak asılı,inlemede
Ben de...
Uykusuzluk bağından
Salkımları süzen gözleriyle
Yıldızları sıkıyorum
Buruk düşlerimi
Aydınlatayım diye.
Artık uykuya dalmakta kalemimin parmaklarımın koynunda.