Slmkvrmcgl

Hayy, önceleri duyulur dünyayı kimileyin sınırsız bir çokluk içinde, kimileyin de bir olarak görürdü. Belli bir süre, bu hususta ikircik içinde kalmış, gerçekte bir mi yoksa çok mu olduğu konusunda kesin bir yargıya varamamıştı. Sonradan anladı ki birlik ve çokluğun kaynağı bu duyulur dünyadır. Birlik, çokluk, ayrılmak, bitişmek, birleşmek, yerleşmek, başkalaşmak, karşı olmak gibi sıfatlar yalnızca bu dünya için geçerlidir. Alem-i ilâhîde bütün ve parça sözcüklerinin hiçbir anlamı yoktur. Âlem-i ilahiyyeye özgü bir iş, bir şey hakkında bilinen sözcüklerle bir şey dile getirilirse, gerçeğe aykırı kuruntu ve hayallere ulaşılır ancak.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu sayfalarda aktarılandan daha fazla açıklama istemeyeceksin. Zira meydan çok dar. Dillendirilmesi olası olmayan şeyleri kelimeler aracılığıyla boyunduruk altına almaya kalkışmak tehlikeli bir iştir.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Kalb kelimesiyle anlatmaya çalıştığımız, kalbin cismi ya da içindeki hayvânî rûh değildir. Bilakis bununla ifade edilmek istenilen, sahip olduğu güçler aracılığıyla insan bedenine fezeyân eden Tanrısal ruhun özel bir biçimidir. Bu şeylerin her biri için kalb sözcüğü kullanılır.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Aynı şekilde Vacibu'l-vûcûd'u bilen bu üstün parçasının Vâcibu'l-vücud olan varlıkla az çok benzeştiğini gördü. Zira Vacibu'l-vûcûd nasıl cismâni özelliklerden münezzeh ise, bu üstün parçası da öylece cismani vasıflardan münezzehti. Bu durumda kendisine düşen, imkân dahilinde olan yolların hepsini kullanarak Vacibu'l-vücûd'un vasıflarını elde etmeye, onun ahlakıyla ahlâklanmayla, fiillerine boyun eğmeye, iradesine karşı gelmemeye, tüm işlerini ona havâle etmeye çalışmaktı. Bunu yaparken bedeni incinse, zarara uğrasa, hatta tamamen mahvolsa bile, O'nun kendisi hakkında verdiği her yargıya tum kalbiyle ve sevinç duyarak nıza gösterecekti.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Hay, O'nu kendi zâtı, özü aracılığıyla kavradığını; varlığının ma'rifetine ulaştığını anlamıştı. Ne cisim, ne de cismani olan Zat'ı, o Vâcibü'l-Vücûd'u idrak eden kendi zâtının da cismâni olmaması ve cismani özelliklerden hiçbirini üzerinde barındırmaması zorunluydu.
Sayfa 56·Kitabı okudu