Kim bu cadı, diye sordu gözü siyah bantlı yaşlı adam, insanların kendilerini görecek halleri yokken böyle konuşurlar, o da kadının yaşadığı gibi yaşamış olsaydı, ne kadar uygar davranışı kalırdı görürdük.
İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.
Istırabına sabırla katlanırdı, çünkü nedenini başkalarında değil, kendinde arardı. Sevinçleri de yoldan çiçek toplar gibi koparır ve daha solmadan atardı; böylece her zevkin dibindeki acı tortuyu tatmazdı.
Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğini sanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşamasını gerektiğini kesinlikle bilmez. Tıpkı şu, düşleri gerçeğe dönüştürmeyi beceremediği halde düş yorumculuğuna kalkışan cadı gibi.