Uzun zamandır burada mümkün olduğunca okur olarak düşündüğüm herkesi takip edip her şeye yetişmeye çalışıyordum.
Ama fark ettim ki bu, bana iyi gelmiyor.
Aslında bunu geçtiğimiz dönemlerde de yaptım; sadeleşmeyi seçtim. #265505771
Şimdi aynı yerden, daha net bir şekilde devam ediyorum.
Artık sadece gerçekten etkileşimde olduğum, bana bir şey katan kişi ve sayfalarla yol almak istiyorum.
Katkı sunmayan, sadece yer kaplayan bağları karşılıklı olarak bırakmanın daha sağlıklı olduğuna inanıyorum.
Eğer benim paylaşımlarım da size bir şey ifade etmiyorsa, yolları ayırmakta lütfen tereddüt etmeyin.
Daha sade, daha gerçek ve daha az yoran bir dijital alan istiyorum.
Bu sokakta herkes birini öldü sandı.
Kimi bir kurşunla, kimi susarak.
Gitti dedik, bitti sandık, üstünü örtüp devam ettik.
Ama bazı insanlar ölmez…
Onlar sadece geri dönmek için zamana ihtiyaç duyar.
Esra gibi.
Hatıralar gibi.
Bu duvar biliyor:
Geri dönenler en çok can acıtanlar olur.
Furuğ Ferruhzad’ı okurken insanın içine tuhaf bir sessizlik çöküyor.
Rüzgar Bizi Götürecek tam olarak böyle bir kitap bağırmıyor, süslenmiyor, okuru etkilemeye çalışmıyor. Sadece olduğu gibi konuşuyor. Ve belki de bu yüzden bu kadar derinden sarsıyor.
Bu kitapta Furuğ, bir şair gibi değil; bir kadın, bir yaralı, bir arayış hali olarak duruyor karşımızda. Aşk var ama romantik bir sığınak gibi değil daha çok insanı kendisiyle yüzleştiren bir yangın gibi. Yalnızlık var ama dramatik değil sanki kaderle yapılmış sessiz bir anlaşma gibi. Cesaret var ama yüksek sesle değil içten içe, bedelini bilerek.
Şiirlerde sürekli bir gitme hali dolaşıyor. Gitmek bir yerden bir yere değil sadece.
Kendinden, öğretilmiş olandan, susturulmuş duygulardan gitmek.
Ve rüzgar… Rüzgar burada bir kurtarıcı değil; daha çok “artık tutunamazsın” diyen bir hatırlatma.
Ferruhzad’ın dili yalın ama keskin. Okurken bazı dizeler insanın göğsüne çarpıyor, bazılarıysa fark edilmeden içeri sızıyor. Kadın olmanın, sevilmenin, arzunun, suçlulukla karışmış özgürlüğün sesi var bu şiirlerde. Ne masum ne de pişman. Sadece dürüst.
Bu kitabı bitirdiğimde şunu hissettim
Furuğ, okura bir şey öğretmeye çalışmıyor.
Sadece şunu fısıldıyor: “Ben böyle hissettim. Sen de hissediyor musun?”
Ve belki de asıl güzelliği burada.