📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Roman, hem keyifle okunan hem de sayfaları kapattığında aklında dönüp duran sorular bırakan bir kitap. Hikaye bizi farklı zamanlarda ve coğrafyalarda dolaştırıyor: Ortaçağ’da ölümsüzlüğün peşine düşen Alobar ve Kudra’nın macerasıyla başlıyoruz, günümüzde ise parfüm dünyasının gizemli kulislerinde dolaşıyoruz. Tüm bu parçaları bir arada tutan şey ise “koku” Robbins kokuyu sadece duyularımızdan biri olarak değil, kimliğimizin, hafızamızın, hatta yaşamın özünün simgesi gibi işliyor.
Romanın en büyüleyici yanı, sayfaları okurken burnuna sanki gerçekten baharatların, çiçeklerin ya da toprak kokusunun gelmesi. Mizahi, absürt ama bir o kadar da şiirsel diliyle Robbins, aşkı, tutkuyu, ölümsüzlük arzusunu ve yaşam sevincini anlatırken hem güldürüyor hem düşündürüyor. Alobar ve Kudra’nın serüveni bir aşk hikâyesi olduğu kadar bir ruhsal yolculuk gibi de okunabiliyor.
Beni en çok etkileyen, kitabın hayata dair söylediği şey: ölümsüzlüğün peşinde koşmak yerine tutkularımızı, kokularımızı ve dansımızı hatırlamamız gerektiği. Robbins’in felsefesi sanki insana usulca fısıldıyor: “Hayat kısa olabilir ama hafife alma; çok da ciddiye alma. Dans etmeyi unutma.”
Kaybolmanın tek iyi yanı , yeniden başlayabilmeyi mümkün kılmasıdır. Şu sıra kendime sık sık tekrar ettiğim hakikatler bunlar. Allah'ın merhameti , umutsuzluk ve kederin tam ortasındayken tecelli ettiğinde insanın yalnızlık endişesi hafifliyor. Sesinin duyulduğunu bilmek kadar kıymetli ne olabilir ?