Hayatınız huzurla ve sevdiğiniz şeyleri yaparak geçiyorken bir anda darmadağın oldu mu hiç ? Rüzgar bazen tersten esmeye başlar ve yıllarca ilmek ilmek inşa ettiğiniz kimseye zararı dokunmayan hayatınızı alabora eder. Kitap ilk başlarda bunu hissettirdi bende.
Hayranlık hangi durumlarda kıskançlığa dönüşür? Kıskançlık ne kadar korkunç olabilir ve hayatımızı ne kadar etkileyebilir... Gerçekten insan inanamıyor hayatta Boxtel ve Corneille gibi insanların varlığına. Bir insanın başkasının hayatını bu kadar irdeleyip- başkalarının sahip olduklarıyla kafayı bozması ne kadar korkunç bir ruh deformasyonu.
Tek bir insanın kıskançlığının, binlerce insandan oluşan büyük bir topluluğun öfkesinden daha büyük olabileceğini gözler önüne serdi kitap. Hele de şuna tekrar şahit oldum. En kötüler bile kötülükleri için kendi vicdanlarını rahatlatacak bahaneyi uydurup o kötülüğü yapmalarının hakları olduğuna kendilerini inandırırlar. En kötüsü de uydurdukları bahanelere/ yalanlara kendileri bile o kadar inanırlar ki gerçekten kendilerinin haksız olduklarını göremeyecek hale gelirler. Ve kötülüğü besleyen duygular önce insanın ruhunu en sonunda da bedenini öldürür. Kıskançlık da gerçekten başlangıcı olan ama sonunun olmadığı dipsiz bir duygudur. Kitapta da gördüğümüz budur. Küçücük bir kin tohumunun insanı nasıl canavarlaştırdığına şahit oldum.
Kitapta benim canımı yakan diğer mesele ise fanatiklikti. Fanatiklik gerçekten tam bir hastalık. İnsanların vicdanlarını susturacak kadar baskın bir hastalık.
Ama tüm olumsuzluklara ve kötülüklere rağmen iyi kalabilen insanlar... Kitap gerçekten insanda sıcak duygular bırakıyor. Sanırım okuduğum en saf ve güzel aşk olabilir. Bir gaye, bir tutku etrafında şekillenen güzel bir sevda. Bencil olmayan, yormayan, birbirlerine mutluluk ve yaşama sevinci