Öncelikle, kitabı çok beğendiğimi söylemeliyim. Polisiye türünde yazılmış, anlamak için sağlam alt yapı gerektiren tarihî bir çağdaş kült. Kitap için tanımlamam bu şekilde:) Gereken okuma alt yapısı da Orta Çağ bilgisi. Orta Çağ, rahiplik, papalık, engizisyon, Hristiyanlık, Fransiskenlik gibi konulara dair bilginiz yetersiz ise okurken zorlanabilirsiniz. Yeterliyse de bilginizi kitap sayesinde biraz daha artırabilirsiniz.
Gelelim kitap içeriğine. Avrupa şifa bulamaz karanlığından bu günlere nasıl gelmiş, gerçekten hayret verici ve takdir edilesi…Ancak kitapta en çok dikkatimi çeken konu, günümüzde her fırsatta aşağılanan Arapların aslında bilime, aydınlığa çok büyük katkılarının olduğunu görmek oldu. Bugün her şey daha farklı olabilirdi aslında, ancak o çağ nedense batılıların ‘Karanlık Çağ’ diye adlandırdığı döneme denk geliyor. Karanlık Çağ dedikleri çağdaki her şeyin üstünü kapatıp sonra kendileri bulmuş/üretmiş/icat etmiş/ortaya çıkarmış/keşfetmiş gibi yeniden insanlığın önüne getirdiler. O engizisyonlu canî imajını batı dünyası bu şekilde değiştirdi…
Kitap ileri düzey bir okuma oldu benim için. İleri seviyede bir kitaptı ancak çevirmen Şadan Karadeniz Hanım’ın öz Türkçe takıntısı beni biraz çileden çıkardı. Evet mükemmel bir çeviri, harika olmuş tamam ama bu takıntı neden yani? Mesela bu takıntıdan dolayı zırt pırt ‘kösnü’ kelimesinin karşıma çıkması, bu ciddi kitabı ciddiyetsizleştirdi gözümde. Bir başka örnek, Kutsal Kitap demek yerine Kutsal Betik diye çevirmesi okumamı epey baltaladı. Bir dilbilimci olarak bu tarz kişisel takıntıların işimize yansıtılmasını doğru bulmuyorum. Çünkü bu şekilde çeviri değil ‘uyarlama’ yapmış oluyoruz. Bu benim şahsi görüşüm. Okur ve eleştiri çevreleri ne düşünüyor bilmiyorum.
Kitabın baş karakterleri de bana sürekli meşhur