Kirke. Güneş kanından gelen ama bir o kadar da sönük olan, her zaman tanrılığın altında ezilmiş olan Kirke.
Kitabı okumadan önce gerçekten güçlü bir karakter okuyacağımı düşünmüştüm. Ama bu güç hayalimde dağları deviren ve denizleri kurutan bir güçtü. Kirke bunların hiçbirini yapamaz. Ama o okuduğum en güçlü karakterlerden biriydi. Onu hiç sevmedim ya da herhangi bir sempati duymadım. Bütün o içinde kopan fırtınalardan, izleyişlerinden kendimden bir yer buldum. Kirkeydim kitap boyunca ama değildim de. Onu hiç yargılamadım ama çok da kızdım.
Kısaca kitabı beğendim ben. Kirke anlaşılması gereken bir karakter.
Kitabı listeme kafa dağıtmalık bi seri olarak almıştım. Ama şahsen ilk kitaptan baya bir beğenimi kazandı.
Aslında bir GüvBirim olan başkahramanımız geçmişte modülünün bozulması sonucu yaptığı bir katliam yüzünden yeni modülünü hackleyip bilinç kazanınca kendisine KatilBot diye hitap etmeye başlayan kahramanımızın hikayesi bu. Kendisi bilincini kazanınca insanlığı yok etmek yerine insanların dizilerinin bağımlısı oluyor. Kendisi son derece umursamaz ve bıkkın biri zaten. Dizileri izleyebilmek e tabi bir de parçalarına ayrılmamak için hala insanların hizmetinde bir GüvBirim gibi davranıyor.
Katilbot'un mizahını ve karakterini sevdim. Araştırmacılarla başından beri bağ kurmak istememesi ve bundan kaçınmasına rağmen değişen düşüncelerini ayrıca liderle kurduğu bağ beni etkiledi. Kitabın sonunda lidere yazdığı mektup aslında çok şey anlatıyor.
Devam edeceğim ve insanlara önereceğim bir seri oldu
Kitabı çok sevdiğim bir arkadaşımın önerisiyle okumaya başladım. Başları güzeldi. Kitabın dünyasına rahatça girebildim. Okurken sıkılmadım. Ta ki son 100 sayfaya kadar. Bitmek bilmeyen bir çile gibiydi ki asıl olaylar o sıra oluyordu. Ama karakterden karaktere akışın olması ve olaylar olurken bazı karakterlerin figüran gibi durup izlemesi beni aşırı sinir etti. Biraz gerçek dışıydı karakterlerin hareketleri.
Lapis karakteri güzel yazılmış bir kötü karakterdi ama kalitesi tartışılır. Karakterin altı o kadar doldurulmamıştı. Sayfalarca boş konuşacağına biraz geçmişinden bahsetmek daha ilginç olabilirmiş.
Favori karakterim ise Ev İyesi. Yani Mine oldu. Hikayesi başından sonuna eksiksiz ve harikaydı. Karakter gelişimi bana kitabı okutmaya devam ettiren şey oldu.
Devam kitabı çıksa okumam diye düşünüyorum. Biri sorsa da önermem bu kitabı.
Kitabın havası çok değişikti. Okurken ben ne okuyorum diyordum ama elimden de bırakamıyordum. Sonunu da hazmedemedim pek. Garip bir kitaptı. Ne demem gerektiğini pek bilmiyorum aslında. Okunmaya değer.
Kitabı az önce bitirdim. Şöyle ki o kadar iyi yorumlar okudum ki beklentim baya yüksekti. Sezini de zaten takip ediyorum baya bir süredir. Neyse kitap kötü değil kesinlikle. Hatta beklentinize göre iyi bile. Bu türde birkaç film izleseniz bile tüm hikayenin akışını kafada canlandırabiliyorsunuz. Kitabın dili akıcı ama sonunu tahmin edebiliyorsunuz o açıdan beni biraz üzdü. Çünkü cidden herkesin dediği gibi vaayy olmak istiyordum. Kitabı beğendim tabiki de. Ama çerezlik bir kitap olduğunu söylemem gerek. Eklemem gerekir ki karakter derinliği pek yoktu. Keşke karakterleri biraz daha iyi tanısaydık. Ayrıca okurken Deniz'in başlarda olan asi ve gizemli havasını sevmiştim. Sonradan bize gösterdiği karakteri beni bir miktar üzdü. Biraz daha havalı olmalıydı. Baharla ilk konuşmalarında Bahar'a yersiz trip atması falan tüm havasını götürdü. Tabi bu Sezin'in ilk kitabı sayılır. İleride kaleminin güçleneceğine ve tekrara düşmezse harika yapıtlar vereceğine inanıyorum.
Son olarak aklıma takılan 4 mevzu var. İlgililer bilgilendirirse sevinirim. Efe'nin gördüğü ürkütücü rüyalardan ne anlamamız lazımdı ve kahramanlarımız transtayken gördükleri canavarın hikayede işi sadece Bahar'ın geri adım atması için miydi? Hilmi Amca'nın kütüphanede gördüğü adam ne işti, sonra kütüphane niye yok oldu? Lütfen bilgilendirin çünkü bu olaylar yüzünden gece biraz uykum kaçtı.