Kamçı ve Hristiyanlık konusunda söylediklerini iyi anladım, fakat kendi, onun gibi lafların manası benim için o zamanlar tam bir muammaydı; bu sözlerden, insanların benimle baş seyis arasında bir bağ kurduğunu çıkarıyordum. Nasıl bir bağdan söz edildiğiniyse hiç anlamıyordum o sıra. Ancak bir hayli zaman sonra, beni diğer atlardan ayırdıklarında anladım bunu. Yine o zamanlar beni bir insanın mülkü olarak adlandırmalarına aklım ermiyordu. Benden, canlı bir attan söz ederken "atım" demeleri tıpkı "toprağım", "havam", "suyum" kelimeleri kadar garip geliyordu bana.
Ne var ki bu kelimelerin üzerimde büyük etkisi vardı. Durmaksızın bunları düşünüyordum ve ancak insanlarla uzun süre çeşit çeşit ilişki içine girdikten sonra bu garip kelimelere yükledikleri anlamı kavrayabildim. Şuydu kastedilen: İnsan hayatını işler değil sözler yönlendirir. Bir şey yapma ya da yapmama imkânından ziyade farklı meseleler üzerine aralarında belirledikleri kelimelerle konuşmayı severler. Çeşitli şeyler, varlıklar ve nesneler, hatta toprak, insan ve atlar için kullandıkları ve pek mühim saydıkları kelime benim kelimesidir. Aynı şey için aralarında kimin benim diyeceğini kararlaştırırlar. Ve üzerinde anlaştıkları bu oyunda, en çok şey için benim diyebilen en mutluları sayılır. Neden böyledir bilmiyorum, ama böyledir işte. Eskiden, uzun bir süre aleni çıkarla açıklamaya çalışırdım bunu kendime, ama haklı olmadığım ortaya çıktı.