Hangi baba, hangi öğretmen yaşamını yaşamaktan, yaşamla kendini pisletmekten, bizzat günahlara girmekten, bizzat o acı içkiyi içmekten, kendi yolunu kendisi bulmaktan alıkoyabildi Siddhartha'yı?
Şimdi biz ya dehşet duyarız ya da dehşet duyar gibi görünürüz, oysa aslında gördüklerimizden sinsi uyuşukluğumuzu gıdıklayan olağanüstü, ürpertici bir heyecan duyar, zevk alırız; ya da küçük çocuklar gibi korkunç hayallerden kurtulmak için başımızı yastığın altına sokar, kaybolmasını bekleriz.
Zamanımızda herkes kütleden sivrilerek bireysel bir hayat yaşamak peşinde... Oysa kişiliğini belirtmek için kendini geliştirmeye çalışan insan, bu çabalamanın sonunda ruhsal bir yalnızlığa düşer. Böylece dolgun dört başı mamur bir hayat yerine manevi bir intiharla yüz yüze gelir.
Evet, yüzyılımızda herkesin tekliğe kaçması, kendi kabuğuna çekilmesi, varını yoğunu başkalarından kaçırması insanları sadece hemcinslerinden uzaklaştırmak, karşılarındakini de kendinden nefret ettirmek sonucunu veriyor... Kişi toplumda tek olarak sivrilmiş, ruhunu insanlara, insanların yakınlığına inanmamaya alıştırmıştır.
Tehlikenin yaklaşmaya başlamasıyla, insanın yüreğinde her zaman birbirine denk iki ses yükselir: Gayet mantıklı olan ilk ses, insana tehlikenin niteliğini değerlendirmesini ve ondan kurtulma yolları aramasını söyler; çok daha mantıklı ikinci ses ise, tehlikeyi düşünmenin çok bunaltıcı ve acı verici olduğunu, her şeyi önceden görmenin, olayın genel gidişatından kurtulmanın insanın elinde olmadığını ve bu yüzden insanı bunaltan tehlike düşüncesini, tehlikeyle karşı karşıya kalana kadar görmezden gelmenin ve hoş şeyler düşünmenin daha iyi olacağını söyler.
İyi bir komutanın dehaya ve başka kendine has özelliklere ihtiyacı yoktur, tersine sevgi, şairanelik, hassaslık, felsefi şüphe gibi en yüksek insani özelliklerden mahrum olması gereklidir. Dar görüşlü, yaptığı işin çok önemli olduğuna kesinlikle inanan biri olmalıdır, ancak o zaman cesur bir komutan olabilir.