Ayrılıklar uyandırmalı kör yüreğimi
Cehennem yangınlarından
Ölmeden çıktıysa bedenim
Artık benim olmalıyım, benim
Yeter yüreğimi bir çift gözün ateşine rehin verdiğim
Ateş artığı değildir karşılığımız
Pusatını dağ sisinden alan
Firarını mermisine emanet eden
Bir namludur bu eşkıya sevda
Ki, zulasında asılı durur kefenlediği ölümü
Ellerinin çeliğine su verilmiştir ta Adem'den beri
Bilir ve intihar cüretiyle yoklar yüreğinin tetiğini
Güneşin kızılca kıyametine çatar
Kuruyan umut dallarını
Yanacaksa cehennemden beter yanmalı
Kim anlar ki, eşkıyanın sağlamlığını
Özleminin çiseyle yıkanmış şafak değerini, kim?
Hani ellerine kuşlar inerdi
Kardan üşüyen kuşlar
Bahçen kuş sevinçleriyle inlerdi ay Şahrud
Eşkıya yüreğime çığ düştü
Üşüyorum ha, aç ellerini…
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.