Belli soruları sormamak, gündemi işgal eden sorulara yanıt bulamamaktan daha tehlikeli sonuçlara gebedir; yanlış sorular sormak ise çoğu kez gözlerin gerçekten önemli meselelerden başka yönlere çevrilmesine hizmet eder. Sessizliğin bedeli insan ıstıraplarıyla ödenir. Kader ile hedefe ulaşma, sürüklenme ile yön belirleme arasındaki farkı yaratan, nihayetinde doğru soruları sormaktır. Hayat tarzımızın güya sorgulanamaz öncüllerini sorgulamak, denebilir ki, kendimize ve insanlara borçlu olduğumuz en acil hizmettir.
Bir süredir, not defterlerinin yabancılarca okunmuş olabileceği geliyordu aklına ve başkalarının bakışlarını duvarlardaki yazıları silen yağmura benzetiyordu. Ya da bir fotoğraf laboratuvarında, banyodaki filmin üstüne vakitsiz düşen ışık gibiydiler, duyarlı kağıt bozulur ve resim mahvolurdu.
Bazıları bir anaforda döne döne ölüp gider, bazıları da bir çağlayandan düşerek ezilirler. İşte böyleleri (ki ben de onlardan biriyim), içlerinde her zaman yitirilen halkanın özlemini saklarlar, çünkü bizler her şeyin bir çember şeklinde döndüğü bir evrenin sakinleriyiz...
Bugün, dışa dönük aynı anlatımın birbirine karşıt iki davranışı birden dile getirdiğini kimse fark etmemektedir. İki çeşit gülüş vardır ve biz bunları ayırt edecek sözcükten yoksunuz.
Oysa bu doğru değildi. Gelecek kimsenin umurunda olmayan, ilgisiz bir boşluktur, geçmiş ise yaşam doludur, kızdırır, başkaldırıdır, yaralar, o kadar ki bu yüzden onu yok etmek ya da yeniden yaratmak isteriz. Geleceğe egemen olmak isteğinin nedeni, geçmişi değiştirecek güce sahip olmaktan başka bir şey değildir.