Bende çok yoğun hisler uyandıran, aşık olduğum bir kitap. İncelemesini yazmak için oldukça heyecanlı olduğumdan hemen olay örgüsünden bahsedip bodoslama konuşmak istediğim konulara geçeceğim.
Her şey Earnshaw ailesinin babasının bir gün gittiği yolculukta Heathcliff adını koyduğu altı yaşındaki çocuğu evlatlık edinmesiyle başlıyor. Evin diğer çocukları olan Catherine Earnshaw ve Hindley Earnshaw yeni gelen Heathcliff'i hor görüyor, çok kötü davranıyorlar. Bütün bu zorbalıklara karşı ise babaları en çok Heathcliff'i seviyor.
-Spoiler-
Sonrasında Catherine Earnshaw ile aralarında çocukluk aşkı denilebilecek bir şey başlıyor. Bir gün beraber komşuları olan Linton ailesinin evini gözetlerken köpeği tarafından yakanılan Catherine, bir müddet bu evde konaklıyor. Geri döndüğünde ise eskiden olduğundan farklı bir görünüşte, kitabın anlatıcısının tabiriyle daha hanımefendi görünüyor. Heathcliff bu değişikliğe elbette kötü yaklaşıyor fakat asıl olaylar Catherine'in Heathcliff'i sevmesine rağmen Edgar Linton'la evlenmesi ve Heathcliff'in de intikam yemini edip Uğultulu Tepeler'i terk etmesiyle başlıyor.
Öncelikle bu platformda Uğultulu Tepeler hakkında okuduğum ve oldukça karşılaştığım "Böyle aşk mı olur?", "Kadınlar gerçekten sadece entrika kitapları yazabiliyor" gibi yorumlara kendi düşüncemi de eklemek istiyorum. Kanımca burada üstünde durulan duygu durumlarını "aşk romanı" başlığı altına yerleştirmek oldukça sığ bir düşünce. İnsanın aklını başından alan, gözünü karartan oldukça uç duygular tutku olarak yaşanır fakat yine hepimiz biliriz ki bu tutkular aşırılıklarından ötürü insanı bitirir.
Kitaptaki bütün karakterler neredeyse nefret edilecek türden uyuzlar, iyi bile değiller. Hatta baş karakterlerimizden Heathcliff, o kadar kötü birisi ki üç kuşak boyunca süren bir