Bizzat okuduğum ve ardından TRT'nin Radyo Tiyatrosu'ndan dinlediğim mükemmel diyebileceğim iç tasvirleri içeren, Hugo'nun başyapıtlarından birisidir.
İlk defa okuduğumda yaşattığı duyguyu bir de sesli olarak tecrübe etmek istedim ve kesinlikle ikisinin de bir arada yapılmasını öneriyorum, o muhteşem iç tasvirleri okuduktan sonra bütün hepsini sesli olarak hissetmek hem imgesel açıdan kitabı daha rahat anlaşılır bir hale sokuyor hemde damağınızda eşsiz bir tat bırakıyor.
Son günlerde gündemde olan 'idam gelsin' sözlerini en güzel biçimde yerin dibine sokacak iç tasvirler ve delillerle belkide bu konuya olan bakış açınızı kökünden sarsacaktır. Herkes sanki hiç ölmeyeceğini bilerek bir nevi İvan İlyiç'in kariyerindeki yükselme döneminde kendisine hakim olan 'bab-ı hayat' suyunu içmişçesine sahip olduğu o gereksiz özgüveni bir dönem kendisinde hisseder, Victor Hugo ise bu ölüm olgusunun sandığımız kadar uzak olmadığını en güzel biçimde tasvir etmektedir.
—Marie baban var mı? diye sordum.
—Evet bayım, dedi.
—Peki nerede?
Şaşkın gözlerini bana doğru kaldırdı:
—Ah! Demek bilmiyorsunuz? Öldü.
Ardından bağırdı, az kalsın yere düşecekti.
—Öldü! diyordun Marie, ölmenin ne olduğunu biliyor musun?
—Evet bayım. O hem yerin altında, hem de gökte.
Sayfa 67 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
•
Son görüşmemizden bu yana çok düşündüm ve şu an sana aşık olduğuma kesinlikle eminim. Sen hayatımın kadınısın, asla bir başkası olmayacak. Yanımdayken bütün varlığımla seviyorum seni, yanımda olmadığın zaman da seviyorum. Aynı şeyi hissetmiyorsan ısrar etmem, bu o kadar güçlü ve o kadar doğal bir duygu ki seni de esir alması şart, yoksa zamanla yeşertilebilecek bir sevgi değil. Eğer sende bu duygu yoksa bir dakika sonra başka konuya geçeriz ve bir daha sana rahatsızlık vermem. Ama şansıma benim hissettiklerimi sen de hissediyorsan dünyanın en mutlu insanı olurum...
•