Doğduğunu herhalde annesinden başka kimse fark etmemiştir; yaşadığını da pek az kimse bilir; fakat ölümünü kimse fark etmeyecek, öldüğüne kimse sevinmeyecek, kimse acımayacaktır. Onun düşmanı, dostu yoktur. Yalnızca birçok tanıdığı vardır. Belki bu silik kişinin yalnız cenazesi bir ilgi uyandıracak, yolda adamın biri saygı ile durup selamlayacak, belki başka bir meraklı da cenazenin önüne koşacak, ölenin adını soracak ve hemen unutacak. Bu Alekseyev, Vasilyev, Andreyev ya da ne derseniz diyin, insanoğlunun yarım, donuk, bulanık bir hayali, bir gölgesiydi.
…Geldiği yerde bir şey değişmez, gittiği yerden bir şey eksilmezdi. Görünüşü gibi zekâsının da hiç rengi, özelliği, kişiliği yoktu… çünkü Petersburg’da doğmuş ve bir yere gitmemişti; bu yüzden başkalarının gördüğü ve işittiği, bildiği şeylerden başka bir şey bilmiyordu.