Sueda Koçer

Sueda Koçer
@Suedanurr
9/10
·210 syf.··
2020 15. kitabı
Bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Öncelikle çok kitap okuma alışkanlığınız yoksa ve hadi bana kitap öner; bir çırpıda bitirecek kadar akıcı olsun, dili yormasın, hikaye içine çeksin diye çevrenize kitap soruyorsanız veya arkadaşlarınızı kitap okuma maratonuna yavaştan sokmak istiyorsanız bu eser sizin için biçilmiş kaftan. Yaşamak’ı okurken tam anlamıyla içim kan ağladı. Kitapta en sevdiğim beni en çok etkileten karakter kesinlikele Jiazhen oldu. Fugui’nin başlarda yaptığı onca şeye rağmen bir an olsun ona sırtını dönmemesi, hiçbir zaman geçim sıkıntıları yüzünden söylenmemesi, asla suçlayıcı tavır göstermeyişi, sabrının bu kadar sonsuz oluşu, çok kötü haldeyken bile kendini bir an olsun düşünmeyip işlere koşturmak isteyişi imrendiğim özelliklerindendi mutlaka. Böyle dönem kokulu kitaplar ekstra etkiliyor bir de sanırım beni. Mao’nun lider olduğu zamanda toplumun çektikleri, oradan oraya savruluşları, akıbetlerinin ne olacağının belirsizliği ve böyle olduğu halde hala insanların hayata tutunmak için çabaları hayret ettiriyor. Fugui seni yer yer o kadar iyi anladım ve kocaman sarılmak istedim ki. İyi bir şey yapmaya çalışırken anlık duygularına yenilip berbat edişin ve sonra bunu anlatamayışın, sevgini gösterirkenki beceriksizliğin yüreğimi öyle burktu ki. Bunca yaşadığın şeye rağmen ‘yaşamak’ arzun ise gıpta edilecek cinstendi. Kitabı okurken adeta film izliyormuşsunuz gibi her şey gözünüzde canlanıyor. Uçurtma Avcısı, Bin Muhteşem Güneş adlı kitaplara zaman zaman benzettiğim yerleri de oldu. Puanımı nereden kırdığımı merak ediyorsanız da kitabın edebi yönünü çok fazla bulamadım, altını çizdiğim cümle hiç yoktu sanki kitabı ben de yazabilirmişim hissi uyandı yer yer evet tamda hissettiğim ama kelimeleri bir araya bu kadar güzel getirecek yeteneğim yok
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·120 syf.··
2020 14. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2020 23:59
Kapıların Dışında’yı alıntılarla yaşıyorum youtube kanalında görüp almıştım o yüzden buradan Oğuz Aktürk çok teşekkür ediyorum bu kitabı okumama vesile olduğu için. Neler yazmalıyım, cümleleri nasıl toparlamalıyım da beni böylesine etkisi altına alan bir eserin incelemesini yapmalıyım diye düşünmeden kitabı bitirdiğim gibi buraya geldim. Çünkü şu an üst noktalarda olan duygularımın birkaç gün sonra durağanlaştığında kitabı bitirdiğim andaki bana yaşattığı hisleri unutmak istemedim ondan. Kitaba gelirsek Wolfgang’in okuduğum ilk eseri zaten kendisi 26 yaşında vefat ettiğinden ötürü fazla yapıtı bulunmamakta. Yüz tane eseri olsaydı da yüzünü de okusaydım diyorum. Bu kitap nasıl bir klasik olmamış nasıl bu kadar az kişiye ulaşmış şaşırmadan edemiyorum. Ama bütün arkadaşlarıma tavsiye edip elimden geldiğince duyurmaya çalışacağım. Oyun tarzında yazılan kitaplar bana genelde çok fazla duyguyu geçiremez öyle olduğu halde iliklerime işledi bu kitap. Beckmann 2. Dünya Savaşı’nın ardından evine dönmüş bir karakteri canlandırıyor. Savaştan sonra kendini hiçbir yere sığdıramayan çaldığı her kapıdan kovulan ama içindeki ‘öteki’ olarak adlandırdığı benliği ümidini kesmeyi, bir an olsun kötüde iyiyi bulmayı, en koyu karanlıklarda ışığı görmeyi bırakmayan bir iyimser. Kim zaten olmazları oldurmaya çalışmıyor? İçimizdeki umut zarar görmesin diye ödünler vermiyor? Umudunu kesen ise hayata tutunamıyor. Bu kadar bireyselleşen, vurdumduymazlığın tavana ulaştığı bir zaman diliminde(savaş sonrası) yerde ölü görseler üstünden atlayacak hissizliğe kapılmış bir toplum işleniyor kitapta. Savaş sırasında sorumluluğu Beckmann’a verilen yirmi askerin on biri ölünce bunun ağırlığını kaldıramayan karakter savaştan sonraysa arkasında bıraktığı her kapının koca bir duvara dönüşüşünü, insanların
Kapıların DışındaWolfgang Borchert · Can Yayınları · 20217,9bin okunma
7/10
·198 syf.··
2020 12. kitabı
Evet bir kitabın daha sonuna geldik. Öncelikle kitabı alırken yorumlardan dolayı sanıyordum ki ya çok seveceğim ya hiç sevmeyeceğim ama benim için böyle olmadı sevdiğim kısımları da oldu sevmedeğim kısımları da. Sevdiğim kısımlara gelecek olursak bir ergenin hayata bakış açısını güzel işlemiş. Hangimiz o çağlardayken nefret etmedik, bir an aşık olduk sandık ertesi gün soğumadık, bu hayatta varoluşumuzu sorgulamadık, amacımızı bulmak için çırpınırken batırmadık. Ergenliğimin üzerinden uzun yıllar geçmediği için karakterin yerine kendimi koyabilmem zor olmadı bu yönden sevdim. Karakter nevi şahsına münhasır bir tipleme çünkü az önce bahsettiğim duyguları az çok yaşasamda bu kadar uçlarda olmadığını söyleyebilirim. Hayata bu kadar olumsuz ve nefretle bakabilmek hep ilginç gelmiştir bana ve o kişileri daha yakından tanıyıp nedenlerini bilmek istemişimdir ondandır ki kitabı sevdiğim birçok nokta oldu. Sevmediğim yönlerine gelirsek, bir kitaptan beklediğim edebi dil yoktu. Bunun sebebi ergenin ağzından yazılıyor oluşu tabii ki ama okurken bir tıkta olsa yorulmayı, cümlelerinden kendimce çıkardığım anlamları olmadığı için aşırı sevemedim. Bir çırpıda bitiveriyor. Akıcı bir kitap. Çok yoğun bir kitaptan çıktıktan sonra zihninizi boşaltmak istiyorsanız ve empati yeteneğiniz yüksekse okumanızı tavsiye ederim.
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma
7/10
·177 syf.··
2020 11. kitabı
Bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Öncelikle Dostoyevski’nin okuduğum 6. Kitabı oluyor ve eğer belli başlı yapıtlarını daha önceden siz de okuduysanız kitaptan aşırı aşırı tatmin olmadığınızı düşünüyorum. Fakat yazarın ilk romanı olarak değerlendirip objektif olarak ele almaya çalışırsam(ne kadar başarılı olurum muallak) gayet güzel bir eser. Roman, mektuplaşma şeklinde yazılmış fazla kendimi kaptırdığım bir tür değil aşırı aşırı tatmin olamayışımın bir sebebi de bu olabilir. Bir tek bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama karakterleri mektuplardan tanımak ve neler yaşadıklarını çok daha kısıtlı şekilde görmek kitapta kendimi yerine koymak istediğim kişiyi benimsememi yavaşlatıyor belki de engelliyor. Bu yüzdendir ki bu kitapta da en sevdiğim bölüm Varvara’nın Pakrovski ile yaşanmışlıkları veyahut yaşanamamışlıkları, en mutlu hissettiği zamanda ansızın o anların başkahramanını kaybetmesi içimi ciddi manada paramparça etti. Adeta ben yaşadım o şoku, ben savruldum fırtınalar arasında, benim çıkmazım oldu o anlar. Bitmesin o bölüm, nasıl yoluna baktı iyice bileyim ona göre hazırlarım kendimi böyle olduğunda, başıma bunlar geldiğinde dedim. Olmadı. Yoksulluğun insanların gözünde bu kadar açaltıcı, eskimiş bir pabucun bir paltonun kişiye bakış açısını değiştirmesini ve o yoksulluğu yaşayan kişinin gururunu başta çok fazla önemsemesi ama sevdiği için sonrasında da üst sınıra dayanan yaşam kaygısı sebebiyle bu değerini arka plana atması bunu yaparken ister istemez alışması (çünkü aşağılık insanoğlu her şeye alışır) muazzamdı. Dostoyevski’nin yavaş yavaş aşıladığı bu psikolojik oluşumlar beni etkisi altına hiç zorlanmadan aldı. Dostoyevski’nin en sevdiğim romanı oldu mu? Tabii ki olmadı fakat başkası yazsa çok daha etkileneceğim kitabı Dostoyevski yazınca, beklentimin bu
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İlya İzmir Yayınevi Matbaası · 200576,9bin okunma
Puan vermedi·258 syf.··
2020 10. kitabı
Kitaba puan vermemekle başlıyorum bu incelemeye. Çünkü tamamen belirsizlik içindeyim. Postmodern kitaplara daha alışamadığımdan mı veya bu kadar bilinmezlik ne yapacağımı şaşırttığından mı meçhul. Hasan Ali’nin okuduğum ilk kitabı ve dili beklediğim şekilde değildi. Ne bekliyordum bilmiyorum ama bunu beklemediğimi biliyorum. Asla kötülemek değil amacım ne haddime zaten. Cümleleri, anlatımı, yüreğe dokunuşu çok başarılı ama kurgudaki her şeyin belirsizliği hangisi gerçek hangisi düş diye düşünmek benim gibi ne olduğunu anlamadan bir saniye bile geçirmek istemeyen yapıdaki birine biraz zor oldu kitabın sonuna gelmek. Çünkü açıp açıp daha önce de şöyle olmuştu o zaman bu ne dediğim hangi anda oluşlara takılışım yormadı değil. Bu kadar anlamsızlığın içimde barındırdığı duygulardan biri de kitabı beğenmem oldu ne kadar beğendiğim muallak tabii. Kuşlar Yasına Gider kitabı da elimde bulunmakta ama onu okumaya kendimi nasıl ve ne zaman hazır hissederim bilemiyorum. Daha somut şeyleri sevme, bağlanma sevdamı geride bırakmaya çalışırken bu kitap bir nebze yardımcı oldu mu onu da bilemiyorum. Ben hiçbir şey bilemiyorum. Aynı bu kitap gibi.
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma