Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.
Her zaman kapıldığım bu dayanılmaz kederi ifade etmekte "sıkıntı" kelimesi elbette çok zayıf kalıyor; o keder birdenbire çöker üstümüze; içinde bulunduğunuz âna bağlıdır; bir an her şey yüzünüze gülerken, siz her şeye gülerken birden ruhun derinliğinden kapkara bir duman yükselir ve arzuyla ölüm arasına girer; soluk kurşuni bir perde oluşturur, bizi dünyanın geri kalanından ayırır, artık o dünyanın sıcaklığı, aşkı, rengi, ahengi bize ancak soyut bir aktarım halinde kırılarak ulaşır: Sadece bakarsınız, artık heyecan duymazsınız; ve ruhu yalıtan o perdeyi yırtmak için gösterilen nafile çaba insanı her türlü suça, cinayete ya da intihara, deliliğe sürükleyebilir..
Kışın daha da yalnız oluruz.
Yazın ben kendimi hiç yalnız hissetmem.
Onun sayesinde.
O hep yanımdadır.
Kimseye görünmeden bana hep eşlik eder.
Yanımdan hiç ayrılmaz.
Yürürken yanımdadır, koşarken yanımdadır, ben durunca o da durur.
Bir kötü özelliği var ne yazık ki,
Gölgem konuşamıyor.