Esra

“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Her zaman kapıldığım bu dayanılmaz kederi ifade etmekte "sıkıntı" kelimesi elbette çok zayıf kalıyor; o keder birdenbire çöker üstümüze; içinde bulunduğunuz âna bağlıdır; bir an her şey yüzünüze gülerken, siz her şeye gülerken birden ruhun derinliğinden kapkara bir duman yükselir ve arzuyla ölüm arasına girer; soluk kurşuni bir perde oluşturur, bizi dünyanın geri kalanından ayırır, artık o dünyanın sıcaklığı, aşkı, rengi, ahengi bize ancak soyut bir aktarım halinde kırılarak ulaşır: Sadece bakarsınız, artık heyecan duymazsınız; ve ruhu yalıtan o perdeyi yırtmak için gösterilen nafile çaba insanı her türlü suça, cinayete ya da intihara, deliliğe sürükleyebilir..
Sayfa 67 - Can yayınları
Kışın daha da yalnız oluruz. Yazın ben kendimi hiç yalnız hissetmem. Onun sayesinde. O hep yanımdadır. Kimseye görünmeden bana hep eşlik eder. Yanımdan hiç ayrılmaz. Yürürken yanımdadır, koşarken yanımdadır, ben durunca o da durur. Bir kötü özelliği var ne yazık ki, Gölgem konuşamıyor.
Sayfa 129 - Yapı kredi yayınları
Yalnızlık
Fesleğen
Ne kadersiz çiçek bu fesleğen, kadersizliği, kolay ele gelir olmasından, strateji bilmez, hemen sevdirir kendini, okşarsın, elinde kokusu kalır, kendini öyle kolay ele verir ki, geri dönüp tekrar okşama ihtiyacı duymaz kimse. Elindeki kokusu beş dakikaya geçmiş olur. Kimse sevgilisine fesleğen yollamaz, dikeni ele batacak bir gül ya da bir aranjman gönderir. Düğünlere, hatta cenazelere bile gösterişli çelenkler yollanır. Fesleğen kaderini bilir; ilk okşanmada yitirecektir büyüsünü. Ha gayret şansını dener gene de; güneş gördüğü anda açıverir minik çiçeklerini; her şeyini bir anda göstermenin akibetindeki çıplaklığı yaşar sonunda. Artık sunabileceği bir şey kalmamıştır. Soluverir. Gene de naza çekmez, başına geleceği bile bile okşatır kendini. Şevkat ihtiyacı, kapris yapma lüksünü götürüyor bazen.
Sayfa 56