Dinle öyleyse patron: Tanrı bir sabah, cinleri başına uyanmış halde toplandı. 'Ben ne biçim Tanrıyım ki,' dedi , 'vaktimi geçirmek için, bana günlük yakacak ve küfredecek insanlarım yok ? Baykuş gibi yaşamaktan bıktım artık! Tuuh!' Avuçlarına tükürdü, çamur yaptı, iyice yoğurdu; küçük bir insan yapıp güneşe bıraktı. Yedi gün sonra aldı, pişmişti. Tanrı ona bakıp güldü: ' Hay şeytan alsın beni!' dedi. ' Bu düpedüz domuz be ! Başka şey istiyordum , başka şey oldu. Hapı yuttum, ama oldu bir kere...' Sonra, ensesinden yakalayıp bir tekme attı: ' Hadi bas! ' dedi. 'Git başka domuz yavruları da yap. Dünya senindir; yürü! Biir, iki, maarş!..' Fakat o domuz değildi iki gözüm. Başında fötr şapka, omuzlarına rastgele atılmış bir ceket, ütülü bir pantolon ve kırmızı tüylü çarıkları vardı. Belinde de, - ona şeytan vermiş olmalı- üstünde, ' Seni yiyeceğim ! ' yazılı, bilenmiş bir Laz bıçağı taşıyordu...Bu insandı; Tanrı öpsün diye elini uzattı ona, ama insan, bıyığını burarak dedi ki: 'Yol ver be moruk, geçeyim!'