İnsan, bir anı yalnızca yaşamakla kalmaz aynı zamanda onu anlamlandırır. Duyguların ve yaşananların tüm yükünü hissetmek, bir anlamda yaşamın özüne dokunmaktır. Bu derinlik, insanı hayata bağlayan ve onu diğer varlıklardan ayıran en güçlü bağlardan biridir.
Hayatın inişleri ve çıkışları bu derinlik sayesinde bir bütünlük kazanır. Çünkü her acı, her sevinç insana bir şeyler öğretir, onu şekillendirir ve anlam arayışını derinleştirir.
Bu yüzden yaşadığımız olayları bütün derinliğiyle hissetmek, yaşamın bir parçası olmak demektir. Bu, bizi insan yapan, bizi biz yapan en önemli özelliklerden biridir. Her deneyim, her duygu, kendimizi daha iyi tanımamıza daha fazla anlamamıza yardımcı olur.
Bazen bir boşluğun içinde kaybolur insan. Her şey yerli yerindedir ama yine de bir eksiklik hissi ruhu kemirir. İnsan, bu durumda bir kapının ardında olduğunu hisseder ama o kapının ne bir kulpu vardır ne de açılacak bir tarafı. Belki de bu bir tür hapsoluştur. Sıkışmışlık, yalnızca duvarların arasında değil insanın kendi zihninde, kendi varlığında da hissedilir.
Ama ne olursa olsun bu yabancılaşma hissi insanın kendi iç dünyasına dair derin bir sorgulamayı da beraberinde getirir. Çünkü insan, bazen kaybolmadan kendini bulamaz.
Ve belki de en nihayetinde bu kaybolma bizi kendimize getirir. Kendimizi yeniden keşfetmemiz, kendi gerçekliğimizi yeniden inşa etmemiz için bir fırsat sunar.