Abartılmış şeylerin insanı olmak bana artık ağır geliyor. Hayatı anlamlandırma çabamda maalesef kocaman bir “çağ belası” var. Erkekler belalarını, hanımlar ise zindanlarını arıyor.
Evlilik tanımı yapılırken nedense aklımda beliren, saf ve sade yuva düzeni olmuştur: İmkan dahilinde, gerekirse en düşük imkânlarda, iki insanın hayat kurması… Ümidimi kaybettim demeyeceğim çünkü kimliğime yakışmaz ama gerçekten merak ediyorum, çok mu önemli?
Evlenmek için niyetlenen arkadaşlarımdan duyduğum düğün salonu fiyatları mesela ortalama 300 bin lira. Gerçekten artık buna gerek var mı, bilmiyorum. Yemekler, danslar, halaylar (çok çirkin!), dedikodular ve benzerleri...
Sırf insanları eğlendireceğiz diye şaklabanlık yapmaya gerek var mı?
O gün tüm günahlar sevap gibi saçma sapan davranmaya gerek var mı?
Eşyalar ihtiyaç dahilinde alınamaz mı?
Biliyorum, benden önce de birçok kişi bu konu hakkında istida etmiştir.
“Eşim zengin olsun, isterse eve gelmesin…” diye kendi aralarında konuşan genç hanımefendilere denk geldiğimde “Eyvah!” dedim. Kadınlarla tartışmayı kendime yasaklamış biri olarak sadece sustum.
Arkadaşlar, belanızı arıyorsunuz.
Önceliklerimizi neye göre belirlemeliyiz, bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu ki: “Su üzerine yazı yazılmaz.” Saydamlaşan sevdalar arasında yok olup gitmenin anlamı var mı, bilemiyorum.
Statü ve popüler kültür köleliği altında bize dayatılan bu dünya düzeninde ne kadar mutlu olabiliriz, bilemiyorum. Sırf asgari ücretli işte çalışıyor diye kız verilmeyen erkekler var.
Şartlarınız tamamen ev, araba veya meslek üzerine. “Özgür bireyim” başlığı altında ailenin içerisini boşaltma çabası yersizdir. Kadın kadındır, erkek ise erkek. Nasıl fıtraten aynı değilsek adalet ve eşitlik kavramlarını da birbirinden ayırmak gerekiyor.
Daha kız evlenmeden, damadı
Kitap okumanın en güzel yanı da bu olsa gerek bir anda sadece okuyarak 1945 yılına gidiyorsunuz
Anlatan kişinin yanına sanki ayaklarınız bağdaş kurmuş oturarak kimi zaman yazarla korkarak saklanıyorsunuz.
Dahiliye seçerek çok şey öğreneceğimi düşünerek ilk staj günümde palyatif servisine düşmüştüm ,palyatif demek var olan durumu çözecek zaman ve çözüm yoktur var olan sıkıntıyı hafifletmeniz tabiri caizse vakit gelene kadar insan onuruna yakışır şekilde bakım vermeniz gereken bir servistir.İlk gün nereye düştüm dedim o insanlar, bası yaraları ,her şey dışarıdan müdahale ile sağlanıyor kendilerinde değiller komadalar bakmaya bile korktuğum çekindiğim kişilere 2-3 hafta sonra hiç korkmadan bakım vermiştim ,yakınları da bir o kadar alışmış halbuki dışarıdan birisi görse bizi siz iyi misiniz diye sorar.İnsan nasıl bir varlıktır derlerse adapte olan derdim.İyiye de kötüye de .İyiki de alışıyoruz yoksa hayat katlanması zor bir süreç bazen.Lafı uzatarak giriş yaptım:) Yazar da bunu çözümlüyor ilk girişte 1945 sonrası var olan zulmün içinde kendi alanını kullanarak (psikoloji) çözümlemeler yapıyor daha sonradan.Anlam arayışı "logoterapi" kelimesi ile çok mantıklı bulduğum bir terapi içine giriyor:Ruh Sağlığı stajı yaparken bir hasta da bu döngü içine düştüğünü anlatıyordu. Kullandığı haplar yüzünden işte çalışamıyor ,anne baba sizlere ömür, sosyal bir çevre yok ,amaç yok hedef yok ve en önemlisi bunu sağlayan imkan yok ilaç verip hastayı göndermek en kolayı halbuki bir iş verilse bir sosyal ortam bir kişi daha kurtulur ama bununla uğraşacak insan sayısı çok az.Kimse bir anda delirmiyor (!)yani .Yazar bu anlam arayışını hastalık olarak görmüyor bu mantıklı bir arayış ama sonuca ulaşıp eylemde olursanız.
"Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız,bunun yerine kendimiz
Vazgeçtim.
Beni iten ellerin şefkatine artık muhtaç değilim.
Bir zamanlar içimi kanırtan ne varsa bir o kadar önemsiz görünüyor şimdi gözüme. Karşılıksız bıraktığın bütün duyguları, bütün iyi niyetleri, bütün çabaları rüzgâra bıraktım; nereye gittiklerinin bir önemi yok. Yarattığın uçurum kadar derin değil, öylesine bir tebessüm olarak kaldın yüzümde.
Değişiyorum.
Şimdi ne bir beklentim var kimseden ne de bir şeyler verme hevesim. Kırgın, kızgın ya da küskün değilim. Tüm kavgalarımla kendi kendime barış ilan ettiğim yerdeyim. Anlamsız kavgaların tarafı olmaktan vazgeçtim. Öylece bırakıp herkesi olduğu yerde, kendime giden yolun keyfini sürmekteyim.
Değişiyorum.
Kendi kıyıma çekildim, iyileşiyorum.