Leibniz’in üç ilkesinin –Nedensellik, Çokluk, Yeterli Mantık– hepsi de, hep doğru olduğunu bildiği bir şeyi teyit etmişti: Hayatta kendi deneyimlerinin üzerinde bir şeyler daha vardı. Kendinden büyük bir şey.
“Leibniz iyi ve kötü tüm olayların birbirlerine bağlı olduğunu, bizim olayların ardındaki nedenleri anlayamayışımızın gerçekte bir neden olmadığı anlamına gelmediğini ileri sürdü. Nedenleri bilmek Tanrı’ya özgüydü, insana değil.”
“Doğru, bilemezsin. Descartes buna ‘Rüya Kuşkusu’ dedi ve duyularına güvenemeyeceğini kanıtladığını, çünkü duyularının rüyalarda yalan söylediğini vurguladı. Dolayısıyla, kandırılıp kandırılmadığını bilmesi hiçbir zaman mümkün değildi. Böylece Descartes, tüm felsefesini üzerine kurduğu tek bir prensip geliştirdi: Eğer kandırılıyorsam, o zaman bir ‘ben’ var olmalı. Bu prensip ‘Cogito ergo sum,’ yani...” Zinser tercüme etmeden önce bir an duraladı. ‘Düşünüyorum, o halde varım,’ olarak bilinir."