Sümeyye

Sümeyye
@Sumeyyeee_
Bir coşkun nehirdim, yıktım bendimi.
Antalya
25 Kasım
491 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
De Profundis
Puan vermedi·176 syf.··
2021 69. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ağustos 2021 12:30
Oscar Wilde, en sevdiğim yazarlardan birisi. Bu kitabı okuyunca bir kez daha farkına vardım. Uzun zaman önce “Dorian Gray'in Portresi” adlı eserini okuyup yazarı ve kitabı çok sevmiştim. Hâlâ en sevdiğim klasikler arasında yer alıyor kendisi. Oscar Wilde eserlerinden bahsederken şöyle diyor onlar hakkında; "Tabi oyunlarım hiç iyi değil! Ama ne kadar eğlenceli şeyler bir bilseniz! Hemen hepsi, bir bahis sonucu yazıldı. Dorian Gray'in Portresi de öyle; dostlarımdan biri asla roman yazamayacağımı iddia ettiği için birkaç günde yazdım onu.” Birkaç günde yazılmış en harika eserlerden olsa gerek. Neyse konumuz o değil biz “De Profundıs”a dönelim. “De Profundıs” ne anlama gelir? Önce bundan başlamak lazım. “De Profundıs” derinlik anlamına geliyor. Derinliklerden gelen bir serzeniş var bu eserde. Öfke, nefret, çaresizlik ama en çok da hayal kırıklığı barındırıyor. Oscar Wilde’ın derinlere çok derinlere inerek yaptığı iç hesaplaşmasını, hissettiği tüm duyguları yansıtmış bu mektubunda. Evet bu eser bir öykü veya roman türünde değil. Yazarın başka bir erkeğe yazdığı aşk mektubu. Lord Alfred Douglas, Oscar Wilde’ın onu hitap ettiği ismiyle Bosie. Onun yüzünden düştüğü zindanda, onun için yaptığı bütün fedakârlığı kaleme döktüğü bir mektup. Oscar Wilde nasıl acılar çektiğini ailesini, itibarını, dostlarını, parasını nasıl kaybettiğini üzücü bir gerçeklikle gözler önüne sermiş. “Şanssız ve son derece acıklı dostluğumuz benim için felaket ve rezaletle sonuçlandığı halde, eski yakınlığımız sık sık anılarımda canlanıyor; yüreğimde bir zamanlar sevginin tuttuğu yeri hep tiksinti, acı ve küçümsemenin alacağı düşüncesi bana üzüntü veriyor.” Diyor Oscar Wilde mektubun ilk sayfalarında. İnsani ilişkilerin ne denli berbatlaşabileceğini anlatan çok güzel bir cümle. Roza Hakmen
De ProfundisOscar Wilde · Can Yayınları · 20175bin okunma
Reklam
Moby Dick
Puan vermedi·736 syf.··
2021 65. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2021 17:33
Mîna Urgan önsözünde; büyük yapıtların iki katlı olduğundan, üst katı çoğu kişinin anlayıp kitabın temelini oluşturan alt katını ise çoğu kişinin kolay kavrayamadığından söz etmiş. Kitabı doğru zamanda okumak ve size hitap edip etmediğini bilmek çok önemli. Bunu bilip başlarsanız ne yarım kalır ne de zorla bitmiş olur. Balinanın ne yediğinden, nerede gezdiğinden tutun kaç çeşit olduğuna, o değerli yağının ne işe yaradığına kadar her şey hakkında bilgi verilmiş ve aynı zamanda intikam peşine düşen bir kaptanın hikayesi anlatılmıştır. Ayrıca sık sık Hz. Yunus olayına da değinilmiştir. Herman Melville bu kitabı kendi hayatından da bir şeyler katarak oluşturmuş. Ömrü denizlerde geçmiş biri olarak gördüğü, duyduğu, kurguladığı deniz hikâyelerini bu kitap vasıtasıyla bizlere aktarmış. Balinalar hakkında bu kadar bilgi sahibi olması ne kadar çok okuduğunun, araştırdığının ve gözlemlediğinin de kanıtıydı. Mîna Urgan boşuna dememiş Moby Dick yüce bir deniz destanı diye. Ama maalesef Herman Melville yaşadığı dönemde kitapları pek ilgi görmemiş. Eserde, Ishmael’in ağzından yaşadığı bir olayı okuruz. Yıllar önce Nantucket kıyılarından Pequod adından bir gemi ayrılır. Deniz canavarı olarak görülen Moby Dick adlı balinanın saldırısına uğramış ve bacağını kaybetmiş Kaptan Ahab’ın gemisidir bu. Gemi mürettebatı üç yıllık bir balina avına çıktıklarını, balinaların değerli yağlarını toplayıp evlerine döneceklerini düşünürler. Ama Kaptan Ahab’ın intikam planlarından habersizdirler. Ahab balinaya olan öfkesini her şeyden üstün tutar. Onu bulmak için önüne çıkanı ezip geçer. Bu yolculuk esnasında diğer balina avcılarıyla da karşılaşırlar. İsimleri farklı farklı hepsinin bir hikâyesi vardır. Ben Kaptan Ahab’ın gemisini “hayat” olarak adlandırdım. Yolculuğun ne zaman biteceği belirsiz.
Moby DickHerman Melville · Yapı Kredi Yayınları · 20217,3bin okunma
Üç Büyük Usta
Puan vermedi·217 syf.··
2021 62. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2021 15:53
Balzac, Dickens ve Dostoyevski adında üç temel başlığa ayrılmış. Yazarların yaşamları ya da yazar kimlikleri kronolojik bir sırayla bilgilendirilmemiş. Stefan Zweig, bu yazarların daha çok yaşadıkları çevrenin etkisiyle edebiyat dünyalarını şekillendirmeleri üzerinde durmuş. Bunu önsözünden itibaren anlayabiliyoruz. Orada şöyle bir cümle geçiyor; “Balzac toplum dünyasını, Dickens aile dünyasını, Dostoyevski bireyin ve insanlığın dünyasını anlatır. Balzac’ın ansiklopedik değer taşıyan eserlerinden, Dickens’ın iyimserliğinden ve Dostoyevski’nin zorlu hayatından çokça bahsedilmiş. “Fyodor Mihailoviç Dostoyevski bir yoksullar evinde doğar. Daha ilk anda ona hayatının yeri gösterilmiştir; toplumun dışında, hoş görülen, hayatın dibine yakın bir yer, ama insani kaderin tam ortasında, acıya ıstıraba ve ölüme komşu bir yer.” diyor Stefan Zweig. Ne kadar da acı ama gerçek bir tanım. “Dostoyevski yoksulluğun kırbacı altındayken bile tek tek sayfaların üzerinde saatlerce çalışır, karısı açlıktan ölmek üzere olmasına ve ebenin parası henüz verilmemiş olmasına rağmen Budala'yı iki kez yok eder. Mükemmelliğe olan istemi sınırsızdır, ama yoksulluk da sınırsızdır.” Dostoyevski’yi Dostoyevski yapan şey de bu sanırım. Eserlerine yansıyan bu trajedi onu günümüze kadar ulaşan büyük bir yazar yapmış. “Ne şartlar altında çalıştığımı bir görseler. Benden kusursuz şaheserler bekliyorlar, oysa ben en acı, en sefil sıkıntılar yüzünden alelacele yazmak zorundayım." demiş. Sanırım bu alıntılar her şeyi anlatmaya yetiyor. Bu eserde sadece Balzac, Dickens, Dostoyevski’nin değil Puşkin, Shakespeare, Emile Zola, Goethe, Tolstoy gibi ünlü yazarların da yer yer birbirleriyle karşılaştırıldığını okuyoruz. Balzac, Dickens ve Dostoyevski’nin eserlerini okumuş, hayatlarına ve ne yazdıklarına ilgi duyan
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20116,3bin okunma
Yalnızız
Puan vermedi·416 syf.··
2021 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2021 14:03
Türk Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olan Peyami Safa’nın okuduğum eserleri arasından en sevdiğim kitabı bu oldu. Farklı bakış açıları kazanmak, çokça düşünmek ve dikkat çekici bir olay hikâyesine dahil olmak isterseniz hiç vakit kaybetmeden bu eseri okumalısınız. Samim, kültürlü, hayal gücü geniş ve olayları doğru şekilde değerlendirebilen birisidir. Kendi yarattığı dünyası Simeranya’da her şey toplumsal bir eleştiri mahiyetindedir. Örneğin Simeranya'da insan bir makine adam ve bir otomat değil, kabiliyetlerinin serbestçe gelişmesine her yaşta ve her meslekte imkân verilen manevi bir şahsiyettir. Besim, Samim’in boğazına düşkün ve kaygısız olan erkek kardeşidir. Mefharet, Samim’in her şeyi abartan ve sürekli kaygılanan kız kardeşidir. Selmin ve Aydın adında iki çocuğu vardır ve eşi ölmüştür. Selmin, özgürlüğüne düşkün inatçı ve güzel bir genç kızdır. Ferhat, Selmin’in eski nişanlısıdır. Meral, Selmin’in arkadaşı Ferhat’ın da kız kardeşidir. Necile, Meral’in ve Ferhat’ın annesidir. Ve bütün olaylar bu karakterler etrafında gelişmektedir. Eserde, doğu-batı, madde-mânâ, ruh-beden gibi kavramların sık sık karşılaştırıldığını olaylar ve karakterler üzerinden bizlere aktarıldığını görüyoruz. İnsanın çevresine, toplumuna ve en önemlisi kendisine nasıl yabancılaştığını değişen ve dönüşen şeylerle birlikte nasıl yalnızlaştığını gözler önüne seriyor. Bu durumla ilgili Peyami Safa Samim nezdinde şunları söylüyor: “Ey bahtsız! Tarihinin hiçbir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. Laboratuvarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin her şey arasında yalnız ruhun yok. Onu beyin hücrelerinin bir üfürüğü sanmakla başlayan müthiş gafletin, otuz yıl içinde gördüğün iki muazzam dünya harbinin kan ve gözyaşı
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,2bin okunma
Ezilenler
Puan vermedi·394 syf.··
2021 51. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2021 17:27
Dostoyevski'nin yazdıklarını okurken her seferinde kendimi onun yarattığı karakterlerin yerine koyuyorum. Stefan Zweig Üç Büyük Usta eserinde “Tolstoy'un hayatı didaktiktir, bir okul kitabı, bir risaledir; Dostoyevski'ninki ise bir sanat eseri, bir trajedi, bir kaderdir.” der. Yazarlar yaşadıkları toplumdan, çevreden, hayattan etkilenmeden bir eser ortaya koyamazlar. Her kitabında bunu derinden hissederek okumaya devam ediyorum. Bu eserinde de ezilmişliğin, bencilliğin yeri geldiğinde fedakârlığın, hataların, sevginin ve daha birçok duygunun üzerine kurulmuş ve olaylar karakterlerle birbirini en güzel şekilde tamamlamıştır. Okudukça karakterleri o kadar benimsiyorsunuz ki yeri geldiğinde onların hâllerine üzülüyor yeri geldiğinde sinirleniyorsunuz, ama ne olursa olsun büyük bir özveriyle kitabı bitiriyorsunuz. Eser, geçimini gazetelerde yazılar yazarak sağlayan Vanya adında bir gencin düştüğü çıkmazlar, onun seçimleri, merhameti ve aşkı etrafında şekillenmektedir. Onu büyüten Nikolay ve Anna ile sık sık görüşür. Kızları Nataşa’ya derinden bağlıdır. Uzun bir süre önce hayatlarına giren toprak ve güç sahibi Prens ve oğlu Alyoşa ile büyük fikir ayrılıklarına düşeceklerdir. Ve kitabın ilerleyen bölümlerinde yapayalnız bir kız çocuğu olan Yelena ile tanışacaktır. Kitabın başları biraz ağır ilerliyor ama sonunda olaylar gelişip enteresan bağlantılar ortaya çıkıyor. Ve Dostoyevski her zamanki gibi bizleri trajedisine ortak ediyor. Ben beğenerek okumuştum. Herkese keyifli okumalar.
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202223,8bin okunma
Reklam