- Annen var mı senin?
- Var tabi.
- Ne iş yapar?
- Çamaşıra gidiyor.
- Sen ne olacaksın büyüyünce?
- Ben mi? Dedi.
Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık.
- Ben, dedi. Boyacı olacağım.
- Ne boyacısı?
- Kundura boyacısı.
- Neden kundura boyacısı?
- Ya ne olayım?
- Doktor ol, dedim.
- Olmam dedi.
- Neden?
- Olmam işte.
-Neden ama?
- Doktoru sevmem ki.
- Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu?
- Tabi sevmem dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
- Ama annen iyileşti.
- Annem iyileşti ama pramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
- Peki, dedim, öğretmen ol.
- Ben mektebe gitmiyorum ki.
- neden?
- Öğretmen beni dövüyor.
-Neden?
Erkek yıkar, ama kadın yok eder. Yıkılan bir şeyi tekrar inşaa edebilirsin. Ama yok edilen şey yitip gitmiştir…
Aralarında küçük gibi gözüken fakat büyük bir fark vardır.