Kimi günler, hep geç gibi herşey bâzen: ne ki, bütün aynaları yürüyeceğim diye inat ediyorsanız, yeni doğmuş bebekmişçesine üzerine titreyeceğiniz bir yazının doğum sancıları çoktan başlamıştır bile: tek öngereklilik kalemil elden düşürmemek.
Çile çekilmeden de, herhalde, kavramların sahici ağırlığı ortaya çıkmaz. Kuşkusuz, ya yokoluşa götürür insanı, ya da kendine getirir, çile. Şansa kalmış!
Bir kişi yaşadığı topraklarda yerli mi, yabancı mı, gezgin mi, işgalci mi yahut sömürgeci mi olduğunu öğrenmek istiyorsa mensup olduğu anlam-değer dunyasının o topraklardaki işaretlerine ne kadar aidiyet duyduğuna bir baksın. Bu bakış ona hakikati fısıldayacaktır.
Bir insan sâbitelere sahipse onlara mensubiyet duyar, kendini onlara nisbet ederek tanımlar. Sabiteleri olmayanın mensûbiyeti de olmaz. Kısaca, insan kendini anlam-değer dünyasındaki sabitelere göre tanımlar; bu nedenle ben-idrākinin en derin yerinde anlam- değer dünyasına ait sabiteler bulunur.