Kalem Kalesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
1455
Gösterim
Adı:
Kalem Kalesi
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757013112
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Edebiyat Dergisi Yayınları
Daha kitabın başında içindekiler bölümünü ifade eden iki kelimeyi görünce alışılmışın dışında bir kitabı elime aldığımı fark ettim: "Gözetleme Noktaları". Hayatın bir içağacı olması fikri bende 'neden olmasın' duygusu uyandırdı. Bir içağacım olduğunu bildiğim için daha umutlu olduğumu söyleyebilirim artık. "Dahasını söyleyeyim mi, Beyefendi, aslında konuştuğumuz filan da yok; düpedüz, açık açık çığlık çığlığayız", ne kadar da bizi anlatan bir cümle demekten kendimi alamadım, tıpkı "Yoğun, ağır bir zaman: saniyesini taşımak bile belini büküyor insanın …" gibi.

Yine "Tersinden okunan sessiz bir ve düşüncesiyle yürüdüm otobüs durağına doğru"yla muzip bir gülümseme yayıldı ortalığa, derken "insanın gerçek yüzü ancak kesin anlarda çıkar ortaya" diyerek adeta ciddiyetle devam edin deyivermiş gibi hissettim. "Kokusunu alabiliyor muyuz acının?" sorusuna, gözler önünde olanları göremiyoruz ki dedim içimden. / Ayşegül Toprak
(Tanıtım Bülteninden)
104 syf.
·3 günde·Puan vermedi
BİR DEVRİMCİNİN HİKAYESİ

İncelememe Sevgili Nuri Pakdil 'i anlatarak başlamak istiyorum.

Müslüman devrimci kimliğiyle tanınan Nuri Pakdil, Eserlerinde direnişin önemine sürekli vurgu yapar. Müslümanın bir duruşa sahip olması gerektiğini söyler.
Nasıl bir duruş?
-Devrimci duruşu
Müslüman duruşu
İnsan duruşu.
____________________

Nuri Pakdil'de üslûp, duruş ve tavır çok önemlidir.

İnanç ve eylem adamıdır. Hayatını bu minval üzere devam ettirmiş.

Bir edebiyat dergisinde Üstad söyle anlatılır:
Nuri Pakdil’i anlatmak “Gece, Kudüs ve Yalnızlık” kelimelerini teker teker şerh etmekle eş değerdir. Gece, onun için otel odalarında, duvarına astığı Kudüs resmine bakarak geçirdiği muhteşem yalnızlıkların daktilo tuşlarının sesiyle anlam bulmasıdır. Çocukluğunda üzerinde uyuyakaldığı atlaslarda, zihnine kazıdığı coğrafyanın yalnızlığını paylaşır.

Erdem Beyazıt'ın da dediği gibi
"Sevdi mi tam sever, koptu mu tam kopar."
Kendisi de öyle diyordu ya "Ben bir şeyi hiç mi hiç az sevmedim, hep çok sevdim."
_________________

YAZMAK İBADET ONUN İÇİN

“Nuri Pakdil, yazma işini olağanüstü bir biçimde ciddiye alır ve kutsal bir görev bilinciyle yerine getirir bu eylemi. Onun için masasına oturmadan önce, günlük tıraşını olur, özel bir toplantıya katılacakmışçasına titizce giyinir ve öylece oturur çalışma masasına. ”Bir Yazarın Notları kitabında da Pakdil şöyle ifade eder bu konudaki tavır ve tutumunu: “Ev giysisiyle oturamam masaya; hemen dışarı çıkacakmışım gibi giyinirim. Çalışamıyorum böyle yapmadım mı; denedim. Tıraş da olurum. Kendinize bir çekidüzen verdiniz mi, büyüyor yazı yazmanın sorumluluğu; bir bakıma, daha ciddi bulmaya başlıyorsunuz işinizi.”

_________________

Her eseri bir devrim niteliğindedir yazarın.
Kalem Kalesi kitabından sevdiğim bi kaç cümle:

*Yüreğimiz var, var ama yüreğimizi dayayacak bir yer yok’

*Kokusunu alabiliyor muyuz acının?

*Gökyüzüne cok sık bakalım, ne varsa orada var.

*...hayatın anlamını, içeriğini yitirdik gibi geliyor bana?

*Yoğun, agır bir zaman: saniyesini taşımak bile belini büküyor insanın.

___________________

Nuri Pakdil'i anlatmak gerçekten kolay değil ben birkaç cümleyle birkaç alıntıyla anlatmaya çalıştım ama tabiki yeterli değil. O'nu okumanız, anlamanız ve en önemlisi mesajlarını hayatınızda tatbik etmeniz dileğiyle iyi okumalar diliyorum...

Sizi devrimci selamıyla selamlıyorum, selametle kalın:)
104 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitabı bizzat Nuri Pakdil'in elinden almıştım bu güne nasipmiş okumak.
Şiirleri gibi diğer tüm eserleri çok başarılı.
Nuri Pakdil'in devrimci selâmlarıyla...
104 syf.
·2 günde·8/10
Kalemle cihat . Ruhu coşkunlığunu yitirmeden, kalemle ifadeden yorulmadan; azimli, sabırlı, dikkatli, üretken, benliğini tanıma çabasında olma. Bir direniş... Yazarın dediği gibi: "Ben direnişi çok seviyorum, inandırıcılık gücü var da ondan." Kalemle, sözle direniş.
104 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kokusunu alabiliyor muyuz acının? Biraz sesim yüksek çıktı kusura bakmayınız. Sesimi duyunca, niye öyle birden kakılıp kaldınız? Benim sesim mi ki, yangının sesi bu ses, ey cihanın bütün bireyleri! Evet alabiliyor muyuz acının kokusunu? Feryat feryat bir diriliş hikayesi bu. Ayakta kalma, doğrulabilme çabası. Duyabiliyor muyuz içimizdeki yangın çığlıklarını? . Bırak duymayı konuşabiliyor muyuz diye soruyorum yazar yetişiyor. "Dahasını söyleyeyim mi, Beyefendi, aslında konuştuğumuz filan da yok; düpedüz, açık açık çığlık çığlığayız". İnsanlığın ve insanlığımızın ne halde olduğunu düşünmenin ve harekete geçmenin zamanı gelmedi mi? Hayattan anlamamız gereken bu mudur? Hayat bu kadar mı? Başkalarının acılarına duyarsızlaşak kadar aşağılık mı olduk biz? Diye soracak oluyorum ki "hayatın anlamını, içeriğini yitirdik gibi geliyor bana? sana da öyle geliyorsa iyi." diyor yazar. Bir nebze de olsa ferahlıyor ve dertlenmeye devam ediyorum. Kısacası kafamdaki deli soruların cevabını tek tek açıklığa kavuşturdu bu kitap ve deli sorularım yerini yeni sorulara bıraktı . Demekki hüzünlenecek, ağlayacak çokça soracak ve sorgulayacaktık. Yazarın da dediği gibi '' Ağla kalbim gücümü buluyorum".
104 syf.
“Yiğitlik oynayınca mı yiğit olurum sanıyorsun ki?” Sahi yaptığımız şeyleri olduk mu sanıyoruz acaba? Sesimizin yankısı kaç kat koyulaşıp değiyor kulaklarımıza?
Nuri Pakdil, Kalem kalesini okuturken kendime de birçok soru sordurdu. Yukarıda ki içime yöneltmiş olduğum, sorulardan sadece bir ikisi. Kitabın sayfalarını çevirdiğim ilk andan itibaren farkı öylesine göze çarpıyordu ki, yazar okuyanın kendisini anlaması için zorluyordu, beni zorladı en azından. Ruhumun özünden yola çıkmaya başlayacağım galiba bu kitaptan sonra.
Pakdil Hocamızın gözle görülen kendine has üslubu okuyanı önce bir önyargıya itiyor gibi. Ağır bir üslup kullandığı kanısına kapıldım önce, kitap ilerledikçe farklılığı ağırlıkla özdeşleştiremeyeceğimi anladım. Kendi kendime “ne çok aynı şeyler okuyor muşum” dedim hatta. Birçok cümlesini zihin süzgecimden kalıntısız geçmesi adına defalarca okudum sanırım.
Kalem ve cümle adına güzel sözler edilmiş kitapta; “…kalemse parmakların arasında: kendisini çeken kâğıttan uzaklaşıyorsa kalem, bilinçaltı yardıma koşar.” Bilinçaltına hiç inmeden bilinç üstü mü yazıyoruz ne diye düşündürdü beni bu cümle. Ve kitap içinde altını çizerek içime aldığım en güzel cümlelerden biri; “Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetim.”
Umut demiş bir de Üstad, umudu olmayan bir hayattan neyi çıkartmalıydı acaba elde umudun kalması için. Olandan olamayanı çıkarınca borçlu çıkmıyor mu sözcükleri namluya süren el bu hayata?
Tarihi konmamış ve alınmamış mektuplar. Sözlerin, gürültülerin davranışların tek düzeliğini üzerinden silkeleyip atan ve yazanlarının imzasız bıraktığı bu mektuplar, yer yer gülümsetip, zaman zaman düşündürdü beni. Evet, en çok da düşündürdü. Bu mektuplar bitiriş cümlesiyle, ilerde yeni sözcükler görmek adına yeniden başlayabilir olmasını dipnot düşüyor kendi içine.
Direniş, insan, Mekke, Kudüs ve İstanbul.
Direnişin mekanikleşmeden önceki devingenlik hali satırlar arasına sızmış keşfedilmeyi bekliyor. Sonra insan yitiğinin künyesini arıyor altı harfin içinde, tarihi konmamış bir mektup güncesinde. Bu mektuplar her defasında çığlığını arttırarak düşmüşler sayfa aralarına. İmzasız olması mektup olarak anılmalarını engellemiyor yazarca. Ruhunu şeytana satanların alt alta yazılması Nil’i kurutacağından bu işe hiç girişmiyor yazar.
Bu mektuplar bence kitabı daha bir okunur hale getiriyor. Ben kendi açımdan bir sonraki mektubun merakı ile çevirdim sayfaları, imzalı bir mektup bulmak düşüyle okudum cümleleri…
“Tekil bana çoğuldan daha etkin görünür daima.” Gerçekten de öyle değil mi? Kuru bir kalabalıktansa, ıslak bir tekillik iyidir galiba. Suyun sızdığı her yerde buram buram yaşam kokar daima. Ve yaşam vicdanımızı kemiren kurt sesleri arasında sürüyor bu kitapta.
Nuri Pakdil yazmak eylemini kalemine öyle ustalıkla öğretmiş ki; “yazmak, Ağrı’dan daha ağır bir dağı yüklenmektir” dediğinde ben sarsılıyorum lakin onun kaleminin mesnedinde bir kıpırdama yok! Bu cümlenin ardında gelen cümle hiç de sarsılarak yazılmış gibi durmuyor. Kalemi ya da cümlesi değil sadece bu cümlelerin kalem ucunda ki intiharına şahitlik eden günleri ürküyor, bu kadar. Kalemi bu eylemden memnun, cümleleri de kaleme kurban edilmekten.
Ve işte imzalı bir mektup, Kafeşayüş belki de Debernuş; “Olmak durumunda olmamak” hali arz ediliyor bu mektupta. Niçin yaratıldığımızı zihnimizden çıkarmamak, olmak ya da olmamak durumumuzun farkında olamamak… Pakdil Hocamız bu mektuplarda kendi kendini yüreklendirme girişimi yaptığını söylüyor. Her mektup ayrı bir söyleyiş onun için, her mektup ayrı bir oluş.
…Özneleri sona takılacak filler… Bu cümleyi okuduktan sonra özneleri başa yazmayı pek sevmediğim geliyor aklıma. Dil bilgisi kurallarına az buçuk riayet derdine düştüğümden beridir kurallı cümle kurma girişimindeyim sadece!
Bazı cümleler paranın darağacında son nefesini verdiğinden kitabın elli dördüncü sayfası boşlukta sallanan cümlelerle dolu adeta.
“Avrupalılaştırılınılamadıklarımızdanmısınız mı mı?(*)
Aaaa!
Bir İNSAN kalmış burada hâlâ.”
(*) Dorudur; dizgi, düzelti yanlışı yok.”
Bu kitap ilk baskısını bin dokuz yüz doksan sekiz yılında yapmış ve yukarıda yazılan cümleler on bir yıl sonrası içinde hala geçerliliğini koruyor ne yazık ki. Batı merakımız bitmek tükenmek bilmiyor ve Nuri Pakdil bu üç cümle ile bunu gözümüze sokuyor adeta.
Ve yanıp yanmadığından hâlâ emin olamadığım telefon kulübeleri… Bir bilen varsa söylesin yandı mı yanmadı mı? Yandıysa eğer kim, neden yaktı? Kitapta en karışık bulduğum bölüm bu kulübelerin yangın hikâyesi… Bu yangında sesler kirleniyor, sabrı sürme niyetine gözlerine çeken defter sayfaları bulunuyor. Bir ülkenin güdümlenmiş sorunsalıyla bağıntılı bir telefon kulübesinin kül oluş/olmayış hikâyesi epeyce zihin karıştırıyor.
Yazarın kitap içerisinde asıl vermek istediği yazmak üzerine öğütler bence. Bu öğütler kimi yerde imzasız mektupların içine girmiş, kimi yerde bir yangının küllerinden derlenmiş, kimi zamanda şapkalı ‘Â’ nın okunuşunda; Bir cümlenin âsi bakışı kanını fokurdatsa da, yazar, kalemini sağlam tutmalı: sesin rengi en güzel infilak. İşte tam da bu yüzden hayat bize sunulan çok kapsamlı bir bağış.
Yazmak üzerine en çarpıcı sözlerinden biri de; “ne ki, bütün aynaları yürüyeceğim diye inat ediyorsanız, yeni doğmuş bebekmişçesine üzerine titreyeceğiniz bir yazının doğum sancıları çoktan başlamıştır bile: tek önergelik kalemi elden düşürmemek.”
… “engele uğramış iradeniz, hiçbir şey olmamışçasına kalemin yanına gözcü bıraktınız mı?”
Galiba biz kalem tutmaya çalışanlar, kalemimizin yanına cümle bekçiliği yapacak gözcüler bırakmadığımızdan, yazdıklarımızın çoğunu kimselere göstermeden silip atıyoruz. Ne dersiniz?
Kalem kalesi cümleden surlar ördü içime, inadına yazmalı, dedirtti. Okuyarak yazmanın önemini bir kez daha kavradım ben bu kitapla. Bir sayfa yazmak için yüz sayfa okumak gerekiyor hakikaten. Kalıcılığı, özgünlüğü yakalamak adına çok okumak şart. Hele ki Nuri Pakdil gibi değerli kalemleri okumak, anlamaya çalışmak illaki şart.
Kalem kalesinin son yapraklarına konan yolcuğun kâğıda düşen sesleri, kitaba ayrı bir renk ve akıcılık katmıştı bence. Pak bir dille yazılmış bunca cümlenin ardından Batı Notları’nı okumak için sabırsızlananlardanım bende.
“Edebiyat’ın yeri sanki bir gemidir ve ağır ağır batmaktadır sulara:…” Edebiyatın edebini kalemlerimize giydirmek dileğiyle…
(*) Doğrudur, dizgi ve düzelti yanlışı yok
104 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap biraz fazla güzeldi ki beni inceleme haddini gösterecek hale getirdi. Bu bir incelemeden ziyade şiddetle okuyun demenin söylevi olacak sanırım. Herkes kendini arar mı bilmiyorum ama arayanların yolu Nuri Pakdil'den geçmeli..
Kitap dur diyor..dur ve düşün..kendini, varlığını, varoluş nedenini. Her şeyin yüzeysel olmasını boşver sen varsın. Ve sen insanlığa gebe belki de son insansın. İncelemeyi kitaptan bi notla bitiriyorum.
"Ağla kalbim gücümü buluyorum!"
104 syf.
·10/10
Kalem Kalesi

Son günlerde en faydalı girişimlerimden bir tanesi Nuri Pakdil okumalarıdır. Bugün Kalem Kalesi’ni de bitirdim. Okudum ve gördüm ki, yazmak da bir nevi bu dönemin silahıdır. Kalem tutan eller yazmalıdır. Ve kalemi her an yanında taşımalıdır. Yatarken bile başucuna kalem kağıt koymalıdır. İlhamın nerede ne zaman geleceği belli olmaz. Yazmak için en çok da okumak gerekir. Bir sayfa yazı içi belki bin sayfa okunur. Okur olmadan yazar olmak elbet mümkün değildir. Kitabın ismi Kalem Kalesi. Öyleyse yazı “namluya sürülmüş bir kurşun” gibi kullanılmalıdır.

Nuri Pakdil okumaları ufuk açıcıdır. Üslup biraz farklı. Bazen bir roman havasında, bazen de bir öykü, çoğu zaman şiir, ara ara deneme. Kitapta her tür var sanki. En ilgimi çeken bölüm mektup bölümleri oldu. Hele de Mahmutpaşa’dan, Reis, Pos Bıyık, Kaz Kulak, Bıçak Sapı, Kabak Çekirdeği, Ustura Kutusu gibi Bitirimlerin ve Garibanlar’ın yazdığı mektuplar.

Kitap birkaç bölümden oluşmuş. İlk; böyle hitap ediş, sesleniş, cümleler farklı ya, ne oluyor diyorsunuz, bir daha aynı cümleleri okuyorsunuz. Belki bir daha okuduğunuzda ancak birinci cümleyi anlayıp ikincisine geçiyorsunuz. Yangından sonra tutulan iki buçuk sayfalık tutanak sadece bir cümleden oluşuyor. Eki de öyle. Partisipler ve noktalı virgüller çokça kullanılmış.

Kitabın sonunda anlatılan yolculuk hikayesi ve belirtilen mekanlar benim de güzergahım olan mekanlardı. Her bir isimde belirtilen yere bir kuş gibi uçtuğumu belirtmeliyim. “Ne de olsa mekan insanın zamanını mühürlüyor.”

İşte kitaptan altını çizdiğim Nuri Pakdil cümleleri.

“Çok kırık bir aynaya bakmak gibidir hayat zaman zaman.”
“İç bakış dehşetli hazinedir.”
“İçi öyle derin bir müzik ki insanın, yazarken.”
“Daima terazinin ibresi vicdandır.”
“Gözyaşlarımı koyacak yer olmayınca çıkarmadım artık.”
“Sükun vadilerindedir anahtarları: girilecek kalelerin.”
“Hayattan umudu çıkarınca umut kalıyor gene: hayatın içağacı.”
“İnsan kendini pusuda beklemeli.”
“Dilim döndüğü kadar sustum.”
“Göğüs göğüse savaşmak, kendi kendimledir bu.”
“Gökyüzü dört başı bayındır bir ülkedir.”
“Bir ülke utanma duygusunu yitirmişlerle dolunca, sürgünler ülkesi olur. Utanma duygusunu yitiren, kendi kendisini yitirmiş bir sürgündür.”
“Bazen başımı ayrı mı taşısam, diye de düşündüğüm oluyor; çünkü, aşırı gürültüyle dolu içi.”
“Ben direnişi çok seviyorum; inandırıcılık gücü var da ondan.”
“Yazmak aynı zamanda bir Hücum Komutudur.”
“Hayattan umudu çıkarınca umut kalıyor gene”
“Ne ki, bütün aynaları yürüyeceğim diye inat ediyorsanız, yeni doğmuş bebekmişçesine üzerine titreyeceğiniz bir yazının doğum sancıları çoktan başlamıştır bile: tek önergelik kalemi elden düşürmemek.”
“Engele uğramış iradeniz, hiçbir şey olmamışçasına kalemin yanına gözcü bıraktınız mı?”
“Tekil bana çoğuldan daha etkin görünür daima.”
“Yazmak, Ağrı’dan daha ağır bir dağı yüklenmektir.”
“…Kalemse parmakların arasında: kendisini çeken kâğıttan uzaklaşıyorsa kalem, bilinçaltı yardıma koşar.”
“Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetim.”
“Her güzel kadın benim için İstanbul demektir.”
“Rüyalarla yaşıyoruz, Çok Sayın Beyefendi, günde üç somunla mı idare ediyoruz sanıyordunuz bizi yoksa.”
“Sözden daha etkin yumruk olabilir mi? Dişimizi sıkarız, sıkarız, bir de, ağzımızı açtık mı, o artık yumruktur.”
“Hepinizin belası hepinizsiniz.”
“Sabrı da sürme niyetine gözlerine çeken Doğu kızlarını gördün mü sen hiç?”
“Her gün hayatı bize şu anda bağışlanmış bir armağan gibi görebilirsek…”
“Sen gökyüzüne baktın mı hava katmanları bir çalkalanır ki mutluluktan, biliyor muydun bunu?
“Anlamanın anlatmanın denektaşı: Karşı Şarkı.”
“Temel taşların ı yerinden oynatmadan mümkün mü devrilmesi karanlığın.”
“Tahammül de elbette deneye deneye birikir, depolanır içimizde.”
“Hayat bize çok kapsamlı bir bağıştır.”
“Bir cümlenin âsi bakışı kanını fokurdatsa da, yazar, kalemini sağlam tutmalı: sesin rengi en güzel infilâk.”
“İstanbul: İnsanın, yaratılışını en iyi, en sağlam gerekçelendirdiği yer: Mekke’den, Medine’den, Kudüs’ten sonra.”
“Çocukluk, insanın rüzgarla yarışmasıdır.”
104 syf.
·1 günde·8/10
Ne çok eksiklikler içinde yaşıyoruz biz. Yaşayış amacımızdan saptığımızı görmeyecek kadar uzaklaştık mı hakikatten. Yada bakıp görmüyor myz? Nuri Pakdil in yürekleri aydınlatan kitabı Kalem Kalesi ruhun direnişi, hakikatin ahengin kitabı. Eğer hala unutmaya terkedilmiş kıyıda duran hakikatlerimizi diri tutmak istiyorsak umutla, inaçla, sabırla yenileşme direnişi içine girmeliyiz. Yaşayışımızı gerçek manada Hak yolunda ilerletmeliyiz ki gerçek manada özümüzü bulalım.Yüreğine sağlık hocam.
104 syf.
·Beğendi·10/10
Direnişin, dik duruşun, yazmanın asaleti her cümlesinde belli olan bir Nuri Pakdil kitabı. Okudukça kendinize geleceksiniz. Kendinize geldikçe kalem divanına gideceksiniz. Ki hüküm kalemindir bu zamanda.
104 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Kalem kalesi, direnişin adı. Yaşanan günler, aylar, yıllar hep acı, hep karanlık. Bu karanlığa karşı sabır, direniş ve sorumluluk gerek. Karanlığı yaşamaya devam etmiyor muyuz? Belki az belki çok. Hep bir engel yok mu yolumuzda? Öfkelenip o öfkeyi hemen arkasından bastırmaya çalışmak ne kadar da korkunç, neden bastırıyoruz ki? Bastırmayalım sorumluluk alalım, direnişimiz olsun, kalemize saldırmalarına izin vermeyelim. Orası bizim, bize ait. Kırmadan, dökmeden olsun bu direniş. Görünüşümüze, görüşümüze bakıp engel çıkaranlar bitmedi, bitmeyecek. Nuri Pakdil hocamıza kulak verelim, şimdiye kadar kuytu köşelere sakladığımız öfkemizi gün yüzüne çıkaralım, çıkaralım ki sorumluluk alalım, sorumluluk alalım ki direnişimiz olsun.
Harika bir eser, herkese tavsiye ederim.
"Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetimdir."

Sesi taşıyan imandır ancak ebediyete.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kalem Kalesi
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757013112
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Edebiyat Dergisi Yayınları
Daha kitabın başında içindekiler bölümünü ifade eden iki kelimeyi görünce alışılmışın dışında bir kitabı elime aldığımı fark ettim: "Gözetleme Noktaları". Hayatın bir içağacı olması fikri bende 'neden olmasın' duygusu uyandırdı. Bir içağacım olduğunu bildiğim için daha umutlu olduğumu söyleyebilirim artık. "Dahasını söyleyeyim mi, Beyefendi, aslında konuştuğumuz filan da yok; düpedüz, açık açık çığlık çığlığayız", ne kadar da bizi anlatan bir cümle demekten kendimi alamadım, tıpkı "Yoğun, ağır bir zaman: saniyesini taşımak bile belini büküyor insanın …" gibi.

Yine "Tersinden okunan sessiz bir ve düşüncesiyle yürüdüm otobüs durağına doğru"yla muzip bir gülümseme yayıldı ortalığa, derken "insanın gerçek yüzü ancak kesin anlarda çıkar ortaya" diyerek adeta ciddiyetle devam edin deyivermiş gibi hissettim. "Kokusunu alabiliyor muyuz acının?" sorusuna, gözler önünde olanları göremiyoruz ki dedim içimden. / Ayşegül Toprak
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 142 okur

  • Sümeyye*
  • Evlaa
  • Betül
  • Gülsen Sufracı Halil
  • Deltacortril
  • mahfice
  • Fâtih
  • Yunus GÜLEÇ
  • H
  • Alperen Subaşı

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.5 (17)
9
%25 (10)
8
%20 (8)
7
%5 (2)
6
%5 (2)
5
%0
4
%2.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0