Suuidea

Hiçbir insan değerli bulduğu şeye hakaret etmez; tersine ulular. İşte bundan dolayıdır ki, mensûbiyetini aşağılamak öncelikle kendini aşağıda görmekle başlar. Bir kişi ancak ait olduğu kültürün şahs-ı manevîsi bulunan kavramlarını kaybetmişse o kültürü aşağılar. Bu nedenle, vicdanları terbiye etmeden yalnızca idrâkleri eğiten milletler, kültürler kendi mensupları tarafından aşağılanmaya hazır olmalıdırlar.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aşağılamak, terk edişi kolaylaştıran bir tatmindir, bir geçiştir. Tam bu noktada kişinin mensup olduğu kültürü eleştirmesi ile aşağılaması arasında ciddi bir ayrım yapılmalıdır. Eleştiri mensûbiyeti ve âidiyeti güçlendirir, zayıflatmaz; çünkü eleştiriden amaç eleştirilen şeyin daha güçlü hâle getirilmesidir, zayıflatılması değil; varoluşunu pekiştirmektir, yok etmek değil.
Bu nedenle bir insanın yeryüzünde başına gelebilecek en büyük musibet anlamlandırma yetisini kaybetmesidir. Bu yetiyi kaybetmek, kişiyi bunalıma sokar; bir süre sonra da kendini imhaya sürükler. Nitekim intihar eden yanı kendi varoluşunu imha eden insanların söylediği en önemli ifadenin "Artık yaşamanın bir anlamı kalmadı." olması boşuna değildir. Kişilerin olduğu gibi kültürlerin, milletlerin de anlamlandırma yetilerini kaybetmeleri söz konusudur.
Önce, direnmek zorundayız çünkü: yıkılmamak gerekiyor çağın yıkımları önünde + insanın, içdonatımını gerçekleştirmesiyle olasıdır ancak bu da. Büyük bir zihinsel titizlik ilk koşul insanın ayakta durabilmesi için: öfke, sabırla beslenmeli; yapıt izlemeli bunu + insana, insanlığa adanış başka nasıl olabilir? Devinimli bir sabırdı O'nun ilk sözcüğü, ilk gördüğüne + (Eklerdi hemen): "durduğun yerde sağlam dur, gerileme". Bağışlamıyor toprak gerileyeni. Bu gerçekleri sürekli açıklardı: önlem, incelik korumalıydı insanın devinimini + insanın geleceğini. O, ülküyü, bir toprak gibi algılardı, yeryüzü gibi büyük, tüm dünya için yani