Birden kendi hayatını düşündü, ruhunun derinliklerinde sanki bir alev yanmıştı, bir meşaleyi andıran bir nura boğulmuştu. Birden bu meşalenin kendisine yardım eden piskopos olduğunu anladı. Piskopos ile kendisini kıyaslayacak oldu. Dü- şündükçe piskopos gözünde büyüyor ve kendisi, Jan Valjan daha da küçülüyor, daha kararıyordu. Birden bir gölge oldu, daha sonra o da silindi, şu anda karşısında yalnızca Piskopos kalmıştı. Din adamı, bu mutsuzun ruhunu göz kamaştırıcı bir nurla doldurmuştu. Jan Valjan uzun uzun ağladı. Kanlı gözyaşları döktü; bir kadın gibi, korkan bir çocuk gibi ağladı.
Kendisinden korktu ve utandı. Hayatına baktı ve dehşete düştü. Ruhuna baktı, onu da karanlık buldu. Oysa hayatının ve ruhunun üzerine yepyeni bir güneş, umut güneşi doğuyordu,cennet aydınlığında şeytan görür gibi oldu.