Tuğçe KURT

Tuğçe KURT
8/10
·96 syf.··
2026 51. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 12:53
“İnsan olmak, büyüdükçe, yaşlandıkça kolaylaşmıyor (syf.43)” İkinci kez çocuk sahibi olan bir yazarın yaşamından not düştüğü kesitleri okuyoruz kitapta. Hamileliği ile başlayan ve gittikçe artan endişeleri, korkuları zamanla çığ gibi büyüyor. Geçen zaman, yazarın endişelerini azaltmak yerine daha da arttırıyor ve onun hayatında köklü değişikliklere sebep oluyor. Büyük oğlunun sorumluluğunun yanına bir de küçük kızı ekleniyor. Eskiden yazmak onun için bir yaşam şekli iken şimdi yüklendiği sorumluluklarla yazmak için vakit kovalamaya çalışıyor. Sorumluluklar ve yapılacaklar altında tükendiği zamanlar oluyor. Böyle zamanlarda çocuklarının babasından tek istediği kimi zaman bir sarılma oluyor ancak iki taraf da sarılıp konuşmak yerine öfkelerini birbirlerine haykırıyorlar. Yaşamak, çoğu noktada da böyle bir şey aslında. İstekler ve yaşananlar arasındaki derin uçurum… “Birbirimizde açtığımız yaralara ya da belki her seferinde biraz daha büyüyen, derinleşen aynı yaraya bir çocuk, iki çocuk diktik ve çocuklarımız bu yaralardan büyüyecek (syf.29).” Kitapta en sevdiğim alıntı bu oldu. Bu maalesef toplumumuzda oldukça sık rastlanan bir durum. Kopma noktasındaki evlilikler için tutkal görevi görmesini istediğimiz çocuklar… ancak zamanla onların da bu yükten yorulacağı aklımıza gelmiyor. Aslında kitabı genel hatlarıyla beğendim. Ben böyle içsel hesaplamaları okumayı severim. Ancak yazar, çok dağınık yazmış. Kopuk kopuk ve birbirinden ayrı durumlar aynı sayfada yer alıyor. Kronolojik bir yapıda ilerlemesini de istemezdim ancak daha derli toplu bir yazı okumayı tercih ederdim. Not: Evli ve çocuk sahibi biri olsaydım eminim kitaba bakış açım ve yorumum da daha farklı olurdu. Bence bir şans verebilirsiniz, şimdiden iyi okumalar diliyorum. Çocuk
Edebiyat
ÇocukKjersti Skomsvold · Jaguar Kitap · 0452 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·208 syf.··
2026 50. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 14:40
Bir gün Oscar, çiftliğe dönüş yolundayken ormanda hayvana benzeyen, zavallı bir şey görür. Bir çocuktur gördüğü. Bu zavallı şey kaybolup gitse de Oscar’ın merakı diri kalır. Öyle ki ertesi gün görmek için tekrar ormana gider ve çocuğu tutmak ister ancak beceremez. Çocuğu yakalayabilmek için ormana bir tuzak kurar, aynı ormanda yaşayan hayvanlara kurulan tuzaklar gibi. Planı işe yarar ve çocuk bu tuzağa yakalanır. “Oscar tam orada, tam o anda yalnızlığının yerine başka bir şey koyuyordu (syf. 27).” Oscar, ormanda gördüğü çocuğu yakalayıp kendi kaldığı odaya getirir ve yıllardır süren yalnızlığını kırmak için ilk adımı atmış olur. Bu kıza onlarca şey öğretir ve onun her şeyiyle ilgilenir. “Tanığı olmayan bir çocukluğa bakıyoruz” diyor, Dr. Kleppe 59. sayfada. Bu Zavallı şeyi(kızı) tanımlayacak en önemli cümlelerden birisi. Ormanda, insanı davranış kalıplarından uzak bir şekilde büyüyen bu kızın geçmişi tamamen bir muamma. Zaman akıp gider ve çiftlikte yaşayan herkes kıza bir şeyler öğretmek için çaba harcar. Nitekim, Oscar ve kızın da ilişkisi günden güne farklı bir boyuta evrilir. İkili arasında başlayan yakın ilişki onların çiftlikten kaçıp yeni bir hayat kurma yolunda ilk adımlarını atmalarına sebep olur. Şehirde kurdukları bu hayat ikisi üzerinde de farklı etkiler yaratır ve kitabın ilerleyişinde bunları okuyoruz. Genel hatlarıyla bakarsak, okumazsanız bir şey kaybedeceğiniz düşünmüyorum. Kızdan pek hoşlanmadığım gibi Oscar’a da acıdım. Yalnızlığını bir noktada dindirse de hayatı ormanda bulduğu bu kız yüzünden mahvoldu. İyi kötü okuyup bitirdim, çok merak ediyorsanız okuyun. Şahsen, birine önereceğim bir kitap olmazdı. Zavallı Şey
1000Kitap
Zavallı ŞeyMatias Faldbakken · Timaş Yayınları · 2024119 okunma
İsmet Özel'in Poetikası
Puan vermedi·286 syf.··
2025 88. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 22:37
“İnsan mısralarda, şiirlerde hiç kimsenin elinden alamayacağı bir “yurt” bulur. Böyle bir yurdu olmasından güven duyar (s. 34).” İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu kitabında da bahsettiği üzere şiiri sadece okunup geçilecek bir metin olarak görmez. Ona göre şiir kelimelerin yan yana gelmesinden çok daha fazla anlam taşımaktadır. Şiir, insanın yurdu olur, evi olur. Çevremizdeki karmaşadan yorulduğumuzda ve sığınacak bir liman aradığımızda şiirler bizim için o güvenilir liman olabilir. Ancak kitapta da vurgulandığı üzere şiir okumak kolay bir iş değildir. Şiir, kolay tüketilebilen bir metin değildir. Onu okumak çaba ister. Şiir okuyabilmek için öncelikle şiiri tanıyıp sevmemiz lazım. Ardından İsmet Özel’in deyimiyle şiire hayatımızda yer açmamız gerekiyor. Şiiri tarafsız, kendi değer yargılarımızdan tamamen arınarak okumamız gerektiğini söyleyen İsmet Özel, yargılarla okunacak şiirin bir değer kaybı olduğunu da eklemeden geçmiyor. “Eğer benimsediğimiz düşünceler, sahip olduğumuz değer yargıları dolayısıyla şiir okuyacaksak vakit kaybetmiş olacağız (s.40).” Ancak şiir okurken kişinin tarafsız kalması ne kadar mümkün? İnsan, kendi deneyimlerini, hayata bakışını da okuduğu şiirlere taşır. Şiirin insana yurt olması için içinde huzurlu hissetmemiz gerekmez mi? Burada bir çelişki olduğu düşüncesindeyim. “Zaten şiir, şiir vasfını kazanabilmek için geride kalmış olan bir hayat parçasını deşmek, teşrih etmek, bize bilincine varmadığımız bir yanını işaret etmek zorundadır (s. 45).” “Şairin neleri yazdığı kadar, neleri yazmadığı da önemlidir (s.75).” Şiir Okuma Kılavuzu’nda Özel, şiirin sadece bir estetik uğraş ya da duygusal bir ifade biçimi olmadığını belirtir. Şair, hem söyledikleriyle hem de söylemedikleriyle okurun karşısına çıkar. Yazısında sık sık şiirin köklerden
Duygu ve Düşünce
Şiir Okuma Kılavuzuİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 20231,113 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2024 56. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2024 11:53
Hayatları ellerinden alınmış bütün kadınlar için... Bu kitabı hangi kelimelerle anlatmam doğru olur, emin değilim. Kitap boyunca en çok tekrarladığım kelime "Yeter artık! " Oldu. Yer yer haykırmak istesemde sayfalardaki acıyı sessizce yutup okumaya devam ettim. Karakterlerden bahsetmeyeceğim. Zira Deya, İsra, Feriha, Halid, Âdem ya da başka bir isim önemli değil. Önemli olan karakterlerin isimleri değil, zaten toplumumuz yüzlerce hatta binlerce aynı durumu yaşayan insanlarla dolu. Aslında kitabı eline alan her kişide karakterin ismi değişip durur. Kadınların yıllar boyunca yüklendikleri sorumluluk altında ezilmeleri, susturulmaları, genç yaşta evlendirilmeleri, eşlerinden şiddet görüp öldürülmeleri... Yine de bütün yaşadıklarına rağmen çığlıklarını içlerine hapsetmeleri. Kitap boyunca sorguladığım çok şey oldu. Kadınların susturulmasının tek suçlusu erkekler mi? Hayır, değil. Cinsiyetçilik yapmayacağım. Tabii ki erkekleri savunmuyorm ancak kitapta seçim hakkı verilmeden sırtına ağır bir sorumluluk yüklenip, ona çizilen yolda yürümesi emredilen erkekler de var. Sadece kadınlar değil, erkekler de tutsak olabiliyor. Ancak kadın tutsaklığı... Bu bambaşka, daha ağır bir durum. Bunu bir erkek anlayabilir mi? Emin değilim. İsra'nın, Sarah'ın, Deya'nın hissettiği boğulma hissini, ellerinden alınan hayatı, sevmedikleri bir erkeğe mecbur olmayı, eşleri tarafından tecavüze uğramayı, sadece hizmet etmek ve çocuk doğurmak için kullanılmayı... Okumanızın, hayal etmenizin, sokakta yürümenizin bile yasaklandığını, yaşamınızın bir erkeğin iki dudağı arasında olduğunu düşünün. İşte kitap bunu anlatıyor. Bu düzene baş kaldırmayı, kadınların da hayatları olduğunu, yaşamak istediklerini haykırıyor yazar. Kitap boyunca gördüğüm bir diğer şey ise, kadınların devam eden suskunluk,
Edebiyat & Roman
Kadının Sesi YokEtaf Rum · İthaki Yayınları · 2021292 okunma
9/10
·200 syf.··
2024 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2024 16:38
Kitabın sayfalarını her çevirişimde içimdeki huzursuzluk hissi de büyüyüp yayılmaya devam etti. İnsanlar böyle mi gerçekten? Evlilik böyle bir şey mi? diye sorgulayıp durdum. Evet, masallardaki gibi bir evlilik beklentisi olmamalı kimsenin ancak bu üç farklı evlilik de... Korkutucu! Birbirinden yalnız, birbirinden farklı altı insan. Emin ve Hülya Ekrem ve Sevgi Ethem ve Nurten Yanlış evlilikler, mutsuz geçen bir ömür. Emin ve Hülya... Başkalarını severken birbirlerine eş olmuş iki insan. Zamanla duvarlar örmüş yalnızlaşmış iki kalp. Onlardan hikâyelerini okuyunca nasıl nefret edebilir ki insan? O da haklı demekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Ekrem ve Sevgi... Bastırılmış bir durumun mahvettiği bir evlilik. Bazen korkularımız uğruna yıllarımızı harcıyoruz. Ethem ve Nurten... Bambaşka iki insan. Nurten saf, temiz, kendi hâlinde bir kadın. Ethem de iyi aslında, çocuklarını da eşini de seviyor ama gösteremiyor. Sevilmemiş bir insan nereden bilsin sevgisini göstermeyi? Onunki de o hesap işte. "Ağlama artık Ethem, ben senin annen olurum" dedi. "Sen de bana baba ol" dedi. Sonunda birilerinin konuşup da insanın içinde sıkışıp kalmış sırlar yumağından bir ipliğin meydana çıkmasının hemen ardından Nurten'in bu sözleri ilaç gibi geldi. Sadece bana değil onlara da... Bir de Kâzım Baba ve Mürüvvet var. Baba ve anne olmuş iki insanın yıllarca içlerinde sakladıkları kırgınlık, öfke, pişmanlık, mutsuzluk büyüyüp çocuklarına da sirayet etmiş. Emin de, Ethem de, Ekrem de üstüne düşen bütün bu mutsuzluğu çocukluktan sırtlanmışlar. Kitap gerçek hayatın bir aynası gibi âdeta. Ben çok beğenerek okudum. İlginizi çekerse eğer kesinlikle alıp okumanızı tavsiye ederim. Bütün sorunlarımız aslında konuşup kendimizi karşıdakine anlatamadığımız için ortay çıkıyor. Bir konuşsak belki
Edebiyat
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,4bin okunma