Boğaziçi’nin serin rüzgarları, ihtişamlı yalılar, bir yanda görkemli bir yaşam, diğer yanda derin bir trajedi... Aşk-ı Memnu, beni yasak bir aşkın girdabına sürüklerken, karakterlerin psikolojik derinliğiyle de büyüledi.
Bihter, aşkın ve arzularının esiri olmuş, çaresizlik içinde kıvranan bir kadın. Aşkın tutkusunu yaşamak istiyor ama bu aşk, ona mutluluk yerine yıkım getiriyor. En çok da onun iç çatışmaları, içsel çığlıkları beni etkiledi. Bir sahnede, Bihter’in derin bir boşluğa düştüğünü gösteren şu cümleyi okuduğumda içim burkuldu:
“Hayatında yalnız bu eksikti; fakat hayatta her şey bundan ibaretti: Sevmek…”
Ama bu romanda beni asıl çarpan, Bihter’in acısını saklamak için gülüşünün ardına gizlediği şu sözlerdi:
“Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum.”
Bu satırları okurken, aslında Bihter’in ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Herkes onun bencilce tutkuların peşinde koştuğunu düşünüyor, ama aslında o sadece sevilmek isteyen bir kadındı. Ancak bu arzusu, onun sonunu getirdi.
Halit Ziya’nın kalemi, beni derin bir trajedinin içine çekti. Aşk-ı Memnu, sadece bir yasak aşk hikayesi değil, aynı zamanda toplumun baskılarının bireyin kaderini nasıl çizdiğinin en çarpıcı örneklerinden biri. Kitabı bitirdiğimde, aklımda tek bir soru kaldı: Gerçek aşk, insanı kurtarır mı, yoksa yok mu eder?