Nihayet…
Göz pınarlarımız bir çağlayanı beslemiş. Beklenen aniden gelmiş, akla havsalaya sığmaz bir şemale bürünmüş. Sakallı ve heybetli adamın sırtında oynadığımız fetih oyunları, onun önce ağırdan alıp ardından bizi yere çaldığı boğuşmalar, annelerimizin “Dedenizi rahat bırakın!” dediği vakitler bir gece önceye aitmiş gibi capcanlıyken, otuzlara ulaştığımıza ayıkamamışız. Yüzümüzdeki yuvarlak hatların öldüğünü görememişiz. Tebessümümüzdeki masumiyetin tükendiğini hissedememişiz.
Bana kalırsa…
Köy kabristanında o öğlen…
Fersiz aralık güneşi tepemizdeyken…
“Helal olsun!” derken bile anlamamışız.
Ta ki ihtiyar ve heybetli adamın omuzlarımıza gelmeden hiç bir yere kıpırdayamayacağını fark edene dek…
İşte o an yaşları ifade eden sayıların bir önemi kalmamıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İlk yıl çok bir derdimiz yoktu, kocamın kokusuna alışmış gibiydim. Öyle demişti anam bir keresinde, “İnsan insanın kokusuna alıştığı vakit, evliliğin zorunu geçirmiş sayılır.” diye.
"Benim anlayamadığım her şeyin içinde sen varsın. Bu şehri de üzerine giymişsin işte. Sen bu şehri üzerine giymişsin kadın! Yakışmamış! Bu ağır hava! Bu yosunlu neşe! Saçını savuran, eteklerini zora sokan bu tuzlu rüzgâr! Hiç olmamış!"
Müslümanlığımızı, hâşâ, uyuz hastalığı gibi utanç sebebi sayıyoruz! Kravatlı maymunların yanında uyuzumuz görülecek gibi bir his geliyor bize... Bu değil Müslümanlık! Dâva yolunda büyük gözükaralık lâzım...