Bir yas sürecinin yeni bir yaşam çiçeklendirmesi üzerine oldukça sade ve sıcak bir anlatı. Türkan’ın eşi Orhan’ı kaybetmesi üzerine yaşadıkları öyle fazla dramatize edilmeden ve incelikler üzerinden minik nüanslarla anlatılıyor ki ne büyük pişmanlıklar, ne yıkılan dünyalar görüyoruz.. Sadece yaşamış olmanın sıradan kabullenişini hissediyoruz. Ve ardından kendi yaşamını yeniden kurmaya cesaret eden Türkan, artık bir yerlerde öylece durmayacaktı. Kendini yeniden büyütecekti.
Onun çocukluğunu kendi çocukluğuma teğelledim, mutlu bir çocukluk için asla geç değilmiş, zamanın uzak bir adasında onunla akran oldum. Onunla bahçelerde anlamsızca koşarak çemberler çizdim. İkimize öğle yemeklerinde patates kızarttım. Yaz güneşine ulaşamadığı serin arka odalarda yanına kırılıp onla birlikte öğle uykularına daldım. Uyanıp balkonda karpuz yerken, karşı çatıdaki kumruları dinledim. Dizlerimin üstüne çöküp karıncalara baktım. Kimsenin gülmediği şeylere güldüm. Merak etmeyi, küçücük şeyleri hayret etmeyi, Üzülünce Ağlamayı, durduk yere pat diye sarılmayı, sarılınca her şeyi unutmayı öğrendim. Mavi ile hayat annenin sevgili çocukları olduk yan yana. Onun çocukluğunun içinden geçerken kendi çocukluğumun da içinden geçtim, bazı hikayeleri yeni bir alfabeyle yeniden yazdım. Yeni hallerini daha çok sevdim.