2025’in son kitabı
Altı harfli bir tatlı neymiş ki acaba diye başladım kitaba; revani, sütlaç, güllaç… kesin sütlaç çıkacaktı diyordum içimden. Biraz da çıktı sayılır doğru tahmin :)
Selime teyze ve Meltem iki ayrı dünyadan iki farklı yaşam, iki yarım kalmış kadın, yolları kesiştiklerinde birbirlerinin hikayelerini dinlerken kendi sorularının cevaplarını buluyorlar. Cevaplar alelade bir çiğlikle, son derece sade ve olduğu gibi oradadır artık. Selime teyzenin hafızasında gezinirken, Meltem’in yaralarını okşarken kendi cevaplarımıza da rastlıyoruz kimi zaman. İnsanın ağzının tadının yerinde olması kadar kıymetli bir şey olmadığını da anlıyoruz tatlılar ve onların özdeşleştiği hikayeler ile. Bir çocuğun bir kitapta okuduğu gibi hamurdan çocuk oluyorsa revaniden niye anne olmasındı ? Hem Kakaolu kek yiyip hem o aileden hissetmek çok mu zordu? Mozaik pastayı babaannesi niye başkalarının annesi gibi piramit şeklinde yapmazdı? Derken derken babaannesinin Meltem’in acı hayatının tadını tatlı yapabilmek için tarif defterine eklenen tatlılar bize son noktada sevginin biçimlerini gösteriyordu. Dedesinin bulmacalarında kendine rastlaması da sevildiğini göstermenin bir başka versiyonuydu. Dedesi ve babaannesi yanında değilken bile Meltemin elini tutup ona bildik güven duygusunu hissettirmişlerdi. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin sevildiğini, önemsendiğini bilmek istiyor işte. Selime teyze de bu yüzden kaçmamış mıydı evinden. Onu bulsunlar, görsünler, merak etsinler sonra da annemizi çok yalnız bıraktık alalım yanımıza olmaz bu böyle desinler diye gitmemiş miydi? İşte hepsi görülmek ve sevilmek istediğinden. Anne oldun diye, yaşlandın diye, nine oldun diye bir şey değişmiyor ki… hem eskişehirli kadın ve karşı komşusu gibi bazılarına sevginin boca edildiğini görürken Selime ve Meltem