Mert ALTINTAŞ

Mert ALTINTAŞ
@Tardigrade_MD
Pereat mundus, fiam.
10/10
·104 syf.··
2021 1. kitabı
Türk okuruna şimdiye kadar yapılmış en büyük ayıp nedir derseniz Albert Caraco’nun sadece iki kitabının Türkçeye çevrilmesidir derim. Yazmaya adanmış bir ömür, durulmayan bir kafa ve yalnızca iki kitap.. Ne acı.. “Ölüme doğru gidiyoruz, tıpkı okun hedefe doğru gitmesi gibi, asla ıskalamayacağımız da kesin, ölüm bizim tek kesinliğimiz, tek gerçeğimiz, öleceğimizi daima biliyoruz, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, biçiminin bir önemi yok.” Bu şekilde başlıyor Caraco “Kaos’un Kutsal Kitabı”na. İstanbul’dan Güney Amerika’ya uzanan sürgünde bir yaşam, yaşamı tüm çıplaklığıyla gören bir göz ve gördüklerini tüm acımasızlığıyla aktaran bir kalem.. Mesela; bakın içinde yaşadığımız şehirler için ne demiş: “İçinde yaşadığımız şehirler ölümün okullarıdır, çünkü gayri insanidirler. Bu şehirlerin her biri uğultunun ve leş kokunun kesiştiği kavşaklar halini almıştır, her biri binalardan oluşan bir kaos olmuştur, bu şehirlerin içine milyonlarcamız yığılarak, yaşama nedenimizi yitirmekteyiz. Biz çaresiz bahtsızlar, kendimizi saçmalık labirentine iyi kötü girmiş hissediyoruz ve buradan ancak ölümüz çıkacak, çünkü bizim yazgımız daima çoğalmakta, tek amacımız da sayısızca ölmekte. İçinde yaşadığımız şehirler, çarkın her dönüşünde birbiri ardına hissettirmeden ilerliyor, birbirleriyle kaynaşma özlemiyle yanıp tutuşarak; bu yürüyüş mutlak kaosa doğru, uğultu ve leş kokusu içinde.” Bu şehir, “milyarlarca kör akkarınca gibi” “düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ettiğimiz” bu şehir, camdan baktığımızda gördüğümüzden farklı bir yer değil. Caraco bizlere, kitleleri uyandırmadan istediği gibi yöneten Düzen’den, Düzen’in hatalarını telafi etmek için çıkan savaşlardan, delilik ve ölüme tapan kitlelerden… ve daha birçok şeyden bahsediyor. Ama en kötüsü, kitabın yazılmasından bir yüzyıl
Felsefe
Kaos'un Kutsal KitabıAlbert Caraco · Sel Yayınları · 20162,500 okunma
Reklam
Ursula K. Le Guin’den bir gelecek arkeolojisi
10/10
·528 syf.··
2020 6. kitabı
Kurgu dünyalar bizlere alternatifleri gösterir. Tarihin, dönüm noktalarında farklı bir yöne ilerlediği dünyalar (örneğin; Philip K. Dick’in “Yüksek Şatodaki Adam” veya Katharine Burdekin’in “Swastika Geceleri” romanlarında olduğu gibi II. Dünya Savaşı’nı Almanların kazandığı bir dünya), alternatif gelecek tasvirleri veya her şeyin farklı olduğu tamamen kurgusal toplumlar (pek çok ütopya/distopya bunlara örnek verilebilir) daha iyi bir dünyanın nasıl olabileceği veya daha kötüye gidişin nasıl engellenebileceği konusunda yol gösterebilir. Ursula K. Le Guin’in bir gelecek arkeolojisi olarak nitelendirilebilecek kitabı “Hep Yuvaya Dönmek” şu ana kadar okuduklarım içinde gerçek bir ütopya olmaya en yakın kitap. “Hep Yuvaya Dönmek”, gelecekteki bir araştırmacı tarafından yazılan, kıyamet sonrası gelecekte yaşamış olan Keş halkı hakkında, etnografik kurgusal bir incelemedir. Le Guin, “Karanlığın Sol Eli”nde (tek cinsiyetli bir gözlemcinin gözünden çok cinsiyetli Gethen halkı) ve “Mülksüzler”de (anarşist Anarres ile devletçi, mülkiyetçi Urras) olduğu gibi, bu kitapta da Keş halkı ile tek tanrılı, bir Tanrı-Kral tarafından mutlak monarşiyle yönetilen, ırkın ve erkek cinsiyetin üstünlüğüne inanan (kadınlar ve yabancı uluslar kast sisteminde hayvanlarla eşdeğer görülür), militarist Akbaba halkını karşılaştırır. Kitapta, Mavi Çamur Evinden Anlatan Taş’ın ağzından, Keş halkının toplumsal yaşamı, gelenekleri, inanışları, ritüelleri anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra Keş halkına ait şarkılar, şiirler, derlemeler, dini törenlere ait metinler de yer almaktadır. Keş halkı, anarko-pasifist, cinsel veya ırksal ayrımların olmadığı, aşırılıkların hoş karşılanmadığı, toplumsal ilişkilerinde Kropotkin’in “Karşılıklı Yardımlaşma” ilkesiyle hareket eden bir topluluktur. “Mülksüzler”deki Anarres
Hep Yuvaya DönmekUrsula K. Le Guin · Ayrıntı Yayınları · 1998166 okunma
“Hiçbir yaşayan yaratık, başka bir yaratığın acısını yaşayamaz.”
9/10
·100 syf.··
2020 5. kitabı
“Geceyi göstermek. İnsan geceyi gösterebilir mi? Gecenin ne olduğu anlatılabilir ya da duyumsatılabilir, ya da her neyse yapılabilir mi?” “Gelecek Uzun Sürer”de Louis Althusser depresyon sırasında yaşananların anlatılamayacağını bu sözlerle ifade eder. Tüm o umutsuzluk, acı, değersizlik hissi, ölüm düşüncesi başkasına aktarılamaz, çünkü “hiçbir yaşayan yaratık, başka bir yaratığın acısını yaşayamaz”. “Karanlık Gözükünce” Althusser’in deyimiyle geceyi gösterebilen ender kitaplardan bir tanesi. William Styron kitabında depresyonun karanlığına karıştığını fark ettiği andan ışığı gördüğü ana yaşadıklarını, hissettiklerini, “günlük yaşamda yakamı bırakmayan, soğuk rüzgarını ensemden eksik etmeyen bir yaratık” olarak tanımladığı ölüm hakkındaki düşündüklerini akıcı bir dille anlatıyor. Ayrıca kitapta, yazarın büyük saygı duyduğu, ancak tanışma fırsatı bulamadığı Albert Camus’un “Sisifos Söyleni”nde belirttiği şu soru üzerine düşünceleri yer alıyor: “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmeyeceği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.” Depresyonun neden olduğu “soluksuz kalmayı ya da boğulmayı andıran”, “gerçek acıya yakın ama aynı zamanda tanımlanamayacak kadar uzak” acı, değersizlik hissi, şaşkınlık, zihin dağınıklığı, bir noktada odaklanamama, intihar eğilimi bu kitapta yer alır. Bu öyle bir değersizlik hissidir ki, kendisiyle özdeşleştirdiği günlüğünü yakılmaktansa, çöpe atılarak ortadan kalkmaya layık görür. Bu öyle bir intihar eğilimidir ki “evdeki aletlerin çoğu canına kıymada kullanabileceği araçlara” dönüşmüştür. Depresyon bir cehennemdir, ancak kurtulunamaz değildir. "Çöküntünün en ağırını geçirenlerin bile büyük çoğunluğu hastalığı atlatıp en az sağlıklı insanlar kadar mutlu bir
Karanlık GözükünceWilliam Styron · Doğan Kitap · 2019149 okunma
"Gururlu bir ruha yetebilecek tek şey, sıra dışı bir varoluştur.”
9/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2020 4. kitabı
“Ah kibir! Arşimet’in dünyayı yerinden oynatmada kullanmayı tasarladığı kaldıraçsın sen!” Böyle yazıyor Lermontov “Zamanımızın Bir Kahramanı” adlı romanında.. Verne bu fantastik öyküde astronominin ve fizik kanunlarının gelişmesiyle deistler tarafından ortaya atılan, Tanrı’nın tıpkı bir saat ustasının belirli bir mekanizma ile çalışan bir saat tasarlaması gibi doğa kanunlarına göre işleyen bir evren yarattığını savunan görüşe (watchmaker analogy) atıfta bulunur. Saat yapımı konusunda geliştirdiği tekniklerle ünlü olmuş olan Zacharius Usta insan bedeni ve ruhunun da birer mekanizmadan ibaret olduğuna ve insan denen mekanizmayı yaratan Tanrı ile saatleri yaratan kendini eşit görür. “Ben, Zacharius Usta, ölemem; çünkü zamanı ben düzenlediğime göre, zaman da benimle birlikte son bulur! Dehamın onu çekip çıkardığı o sonsuzluğa geri döner ve hiçliğin dipsiz kuyusunda ilelebet kaybolur! Bu kainatın, onu kanunlarına tabii kılan Yaradan’ı nasıl ölemezse ben de ölemem! Onun eşiti haline geldim, gücünü paylaştım! Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, Zacharius Usta da zamanı yarattı.” “Damarlarında kan namına kibir akan” Zacharius Usta ölümsüzlük uğruna Faustvari bir anlaşma yapar ve bilim uğruna ruhunu yitirir. Bilim ve dinin çatışması, bilimin sınırları ve insanın kibrinin sonsuzluğu hakkında düşündürücü bir kitap.. Thomas Mann’ın “Doktor Faustus” isimli romanında da yazdığı gibi “Sadece özelliği olmayan kimseler mütevazı olur. Gururlu bir ruha yetebilecek tek şey, sıra dışı bir varoluştur.” Herkese iyi okumalar..
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma
Savaşın gerçek yüzü
10/10
·80 syf.··
2020 3. kitabı
“Bazı zamanlar beynimi sıkıştıran bu demir halkaların işkencesine daha fazla katlanamıyorum; önüne geçilmez bir kuvvetle sokağa koşup insanların toplandığı meydana çıkmak ve bağırmak istiyorum: - Ya şimdi savaşı bitirirsiniz ya da… Ya da ne? Akıllarını başlarına toplamalarını sağlayacak, yüksek sesle söylenecek yeni yalanlarla cevaplanmayacak kelime kaldı mı? Ya da önlerinde diz çöküp ağlamak mı gerek? Ama zaten yüz binler gözyaşlarıyla yıkamıyor mu dünyayı, faydası var mı hiç? Ya da gözleri önünde kendini öldürmek mi gerekiyor? Öldürmek! Her gün binler ölüyor, peki bunun faydası var mı?” Leonid Andreyev’in “Şeytanın Günlüğü” isimli romanında bir sahne vardır. Baş karakterlerden biri eline bir kitap alır ve şöyle der: “Peki siz, kitap okumayan biri olarak, bu kitaplarda ne yazdığını bilir misiniz? Yalnızca insanlığın kötülüğü, hataları ve çileleri yazar. Sırf gözyaşı ve kan Wandergood! Baksanıza: İki parmağımın arasında tutabildiğim şu incecik kitapta bile bir okyanusu kaplayacak kadar insan kanı var, bir de bütün kitapları düşünün… Peki kim döktü o zaman bu kadar kanı? Şeytan mı? Hayır beyefendi: İnsan! İnsan döktü bu kanı!” İşte içinde bir okyanusu kaplayacak kadar insan kanı olan o incecik kitap “Kızıl Kahkaha”… Kitlesel deliliğin, dehşetin, cinnetin, vahşetin, kısacası savaşın romanı “Kızıl Kahkaha”… 3400 yıllık tarihinin sadece 268 yılını savaşsız geçirebilmiş insanoğlunun savaşlarının neden olduğu vahşetin, çocukken merhamet öğretilip büyüyünce eline bir silah verilerek savaşa sürülen askerlerin, savaşın, korkunun, uykusuzluğun neden olduğu deliliğin kitabı… Vahşetin, korkunun, dehşetin oluşturduğu deliliğin metaforu, yaralı sakatlanmış, paramparça bedenlerin, kanla kızıllaşan toprakların simgesi “Kızıl Kahkaha”… “Kim demiş öldürmek, yakmak ve soymak yasak diye?
Kızıl KahkahaLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20257,8bin okunma
Reklam