Yazar, çeşitli kaynakları birleştirerek tarihsel bir gerçeği, şehir efsanesinden kurtarıp öncelikle Yahudiliğin büyük çoğunluğunun Sami kökenli değil, Hazar Türk kökenli olduğunu ortaya koymuş. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Yahudilerin Kutsal Kitabı'nda anlatılan bir kabile nin soyundan geldiği inancını, antropoloji ve tarih bilimlerinin bulgularıyla nasıl tezat olduğunu göstermeye çalışmış.
Antropologlara göre; Yahudiler fiziksel nitelikleri açısından birbirinden çok farklı, ancak içinde yaşadıkları ülkenin yerli halkına daha çok benzemektedirler. Bu gerçeklerde boy, kafa endeksi, kan grubu, saç ve göz rengi gibi istatislerle ortaya konulmuştur. Bununla birlikte birkaç yüzyıl boyunca sınırlı koşullar altında gettolarda yaşamaktan kaynaklanan bir tip karakterize edilebilir. Bunlar içeriden evlenme, genetik dağılım ve seçilim baskısıdır. Örneğin gettolarda kötü koşullarda ve sınırların içerisinde yaşamak, hastalıkları arttırmış, fakat sonraki nesillerin daha dayanaklı olmasına yol açmıştır. Daha sonra göç ettikleri ülkelerde, bu özelliklerde kaybolmuştur.
Bütün Yahudi toplulukları yüzyıllar boyunca aynı kadere sahip olmuşlardır. Önce ülkelere davet edilmişler, yönetici kademelerinde önemli görevlere getirilmişler, fakat daha da güçlenince kovulmuşlardır.Almanya da 2.Dünya Savaşı'nda uygulanan ilk soykırım değildir. Yüzyıllar önce bütün Yahudiler yakılarak, Almanya da Yahudilerden arınmış bölgeler elde etmişlerdir.
Sonuç olarak yazar, Arap, Bizans ve çeşitli misyonelerin notlarından, çağdaş tarihçilerin, özellikle Zeki Velidi Togan'ın araştırmalarından faydalanarak bu eski Yahudilerin çoğunluğunun Türk kökenli olduğunu söylüyor.
13. KabileArthur Koestler · Plato Film Yayınları · 2006215 okunma
Savaş bir sanat mıdır?Bir çok insan gibi ben de savaşın vahşiliğine sanat kelimesini pek yakıştıramıyorum.Kartacalılar ve paralı askerler(barbarlar) arasındaki savaşı anlatan kitap bana Game of Thrones izliyormuşum hissi verdi.Tabi ki canavarlar, ejderhalar yok ama bol bol açlık, yamyamlık, işkence ve savaş stratejisi var.Kartacalı komutan'ın kızı Salambo'nun aşk hikayesi biraz sönük kalmış. Flaubert Mısır'ı boydan boya dolaştıktan sonra 6 yılda yazmış romanı.O yüzden Kuzey Afrika tanrılarını, otlarını,kokularını, değerlerini birde Falubert'in gözünden görmüş olduk.İlkçağlara şöyle küçük bir bakış atmak isterseniz okunmaya değer....
Grete, Alman Komünist Partisi'nde eşiyle beraber dünyayı güzelleştirmeye çalışırken fikir ayrılıkları yüzünden Cennet Rusyaya gitmeye karar verirler.Fakat Troçkist oldukları suçlamasıyla önce kocası, bir sene sonrada kendisi tutuklanır ve Sibiryaya gönderilir. Kampta yaşadıkları belkide kötünün iyisi çünkü hayatta kalabilmiş.İki sene Sibirya da kaldıktan sonra Stalin o ve birçok Almanı Hitlere teslim eder. Bu sefer de Almanya da kamp süreci başlar. Bu kamplarda ki hangi suçlulara nasıl davranıldığını, kimlerin daha değerli olduğunu açıkça görebiliyorsunuz. Aslında o dönemdeki iki yönetimin neleri suç kapsamına koyduklarını görmek şaşırtıcı. Vatan hainliği yani muhalif olmak ilk sırada tabiki. Bir zamanlar doğruluğundan emin olduğunuz, şaşmaz olduğunu düşündüğünüz her şey, birden bire alt üst olunca, yaşayabileceğiniz bütün ruh çalkanmalarını sanki gözlerimle gördüm. Grete, bunun için çetin sınavlardan geçmiş ve sonunda şansında yardımıyla özgürlüğüne kavuşmuş. Şans diyorum çünkü o cehennemden kurtulmak için bir şeyin değil birçok şeyin düzgün gitmesi gerekiyor. İnsanların anılarını okumak hayatlarına dokunmak gibi geliyor bana. Yaşananlar okurken gersede beni okunmaya değer diye düşünüyorum.
Einstein, İsrail başbakanı ve Portekiz, İran, Tibet üçgeninde geçen bilimsel gerçeklerle kurgunun harmanlandığı muhteşem bir kitap.Başlangıç seviyesindeki fizik anlatamıyla bana çok şey kattığını düşünüyorum. O kadar ki olayı bırak bana biraz fizik anlat diyorsunuz. :) Ayrıca herkesin kendine sorduğu' Ben kimim?, Hayatın amacı ne? Tanrı var mı? sorularına bilimsel gerçeklerle cevap verilmiş. Belki sorularınıza kısmen cevap alabilirsiniz.
Kesinlikle ertelemeden okunacak bir kitap. Hakan Günday tanıdık üslubuyla tarihden bir yaprak sunuyor bize.Ziya Hurşit ve İzmir suikastine dair pek çok şey öğrenebiliyorsunuz.Ayrıca Ziya Hurşit ve Hakan Günday'ın yakınlığı da göz önüne alınca eser daha anlamlı geldi bana.