Perdeye yansıyan görsel ve işitsel yapı, bütünüyle, biçimi ve içeriğiyle, gerçek hayatta kinin aynı değil benzeri, gerçek değil gerçekçi olacaktır. Yani, işlenen konu üzerine, yö netmene özgü, ve bazen de gerçeklikle örtüşmeyen, yeni bir gerçek olacaktır.
Balığın dünyası deniz gibi kokmalı; balık gibi kokarsa, çöpe atılır. Filmin de dünyası hayat gibi kokmalıdır; sinema gibi kokarsa, ömrü kısalır. Salondaki izleyici hayat koku sunu aldığında, karşılık olarak adımlar atacak ve perdedeki çerçevenin alt kenarını 'aşarak' perdeye, görüntünün içine dalacak, oradaki ışık, gölge, doğal ses, söz ve müzik oyununa katılacak, geçici de olsa, kendi kaygılarından uzaklaşıp katıldığı öykünün kaygılarıyla yaşayacaktır. Amaç da bu değil mi zaten?