"Ölüm orucu" sözünün içindeki soğuk fazlasıyla insanın içine işliyor. Belki hatırlayanlar vardır çok eski değil daha bir kaç yıl önce Grup Yorum üyelerinden, İbrahim Gökçek ve Helin Bölek'i özgürce müziklerini seslendirebilmek için, verdikleri ölüm orucu mücadelesi, verilen bütün hukuki süreçlere, aydınların, sanatçıların birlik beraberliğini, avrupa insan haklarına bile kulaklarını tıkayan bu faşist ağzı salyalı hükümet tarafından görmezden gelişi bu iki güzel insanın ölümlerine neden oldu. Milyonlarca kitle tarafından sonsuza uğurlandılar..
Sami Özbil bu kitabı 1996 ve 2001 tarihlerinde Cezaevlerinde yaşanan tecrite, işkencelere, tecavüzlere ve daha bir çok zulüme tepkilerini ve seslerini duyurmak isteyen yüzlerce siyasi tutukluların ölümü orucu mücadelesi sırasındaki yaşananları kendi gözünden roman hâline dönüştürerek anlatıyor. Belki birazda kendinden anlatıyor çünkü yazarın kendisi de yıllardır F tipi kapalı cezaevinde yatmakta. Bu süreçte ölüm orucundaki yüzlerce devrimci hayatını kaybediyor, yüzlercesi de sağlık sorunlarından dolayı sakat kalıyor..
Kitabın ön plandaki karekterleri iki devrimci olan Ufuk ve Zümrüt'le başlayan yoldaşlık, dostluk, arkadaşlık ve bununla birlikte birbirilerine duydukları sevgiyle başlıyor. Günümüz ilişkilerini düşününce böylesi sevgilerin eksikliğini daha iyi anlıyoruz. Ölüme giden yolda bile ölüme gülerek yolları ayrılmayan sevgileri..
Okuyan ve okuyacak olan arkadaşlar kitabın içeriğindeki bir çok konuya yabancı kalabilir. Bunun nedenini yaşadıkları ülkede ideolojik acıdan tarafsız olmaları, bugüne kadar aktif ya da pasif hic bir siyasi mücadelenin içinde olmayışına bağlamak mümkün. Tam tersi durumu yaşayan bir çok arkadaş kitapta ki konulara fazlaca hakim olup, okudukları satırlarda kendi yaşamlarında, kendilerinden bir
Bir insan iradesini tümüyle teslim ettiği andan itibaren kendi hayatını yaşamaktan, kendi olmaktan vazgeçmiş olur.
Hapishanede bir tutsak sistem karşısında direniyorsa, kırbaç altında bir köle özgürlüğü için yaşıyorsa, fabrikada bir işçi patrona karşı olan öfkesiyle alın terini karıyorsa iradesi teslim alınmamış demektir. İnsanın özgür iradesi birazcık bile direniyor, kendinde ısrar ediyorsa fırsat bulabilirse benliği için savaşmayı mutlaka göze alacaktır. İnsanın kendine kavuşması özgürlüğe yönelmesini mümkün kılar..