"Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. 'İş avutut, ' derdi babası. O öyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bi örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci günü kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu. Yetinemeceyecekti. Başka şeyler gerekti."
"Anatolia, Yunanca 'yükselme' anlamına gelen 'anatole' sözcüğünden türemiştir. Burada ise Yunanlıların bakış açısından güneşin yükseldiği (doğduğu) bölge anlamında kullanılmıştır. İlk kez MS. 10. Yüzyılda görülen 'Anatolia' sözcüğü bugünkü Türkiye için ve özellikle ülkenin batı topraklarının üçte ikilik kısmını oluşturan yarımada ve Türkiye'nin ortasında yer alan yüksek bölgeler için kullanılır. Sözcüğn Türkçesi 'Anadolu'dur."