فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ
Tesbihi hamd ile, 'beraberlik' anlamındaki 'bâ' harfiyle bir araya getirdi. Bu da tesbihin, hamdden sonra geldiğini gerektirir. Çünkü beraberlik için kullanılan 'bâ', (مع) 'ma'a' edatı anlamındadır. (مع) gibi, kendisinden sonra gelen (takip edilen) şeye eklenir.
Buna göre, Allah’a nusretin (yardımın), fethin (zaferin) ve insanların İslam’a girmesinin gerçekleşmesi üzerine hamd edilmesi, artık yapılmış, tamamlanmış bir şeydir. Bu nedenle onun yapılması için ayrıca emre gerek yoktur. Çünkü Rasulullah ﷺ’ın zaten bunu yaptığı bilinmektedir.
Ancak ona, daha önce yaptığı tesbihlerin dışında özel bir tesbih ile ve daha önce yaptığı istiğfarların dışında özel bir istiğfar ile hatırlatma yapılmasına ihtiyaç vardır."
İfade, özellikle Nasr Suresi bağlamında gelen "فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ" ayetinin dilsel yönüne işaret eder. Burada "bi-ḥamdi rabbik" ifadesindeki "bi" harfinin "مع = birlikte" anlamında olduğu belirtilerek, hamdin öncelendiği, tesbihin onun ardından geldiği anlatılıyor. Dolayısıyla bu ayette Peygamber'e (s.a.v.) emredilen şey, zaten yaptığı hamde ek olarak yeni ve özel bir tesbih ve istiğfardır.