İnsanlar bugün başlarına gelen kötü olaylara karşı "filozofça bir tutum" takındıklarını söylediklerinde bunu kastederler; ebeveynlerinin kim olduğu veya hava durumu gibi kontrolleri dışında olan şeylerden etkilenmemeye çalışırlar. Felsefe Boethius'a şunu söyler: Hiçbir şey kendi içinde kötü değildir; her şey onun hakkında nasıl düşündüğünüze bağlıdır. Mutluluk, dünyanın değil, aklın bir durumudur...
Toplumu oluşturan bireylerin davranışları, ayrı ayrı ele alındığında öngörülmez. Ancak yeterli sayıda temel birim incelenirse, sigorta şirketlerinin çok önceden keşfettiği üzere belli başlı kurallar şekillenmeye başlar. Herhangi birinin ne zaman öleceğini kimse bilemez, buna rağmen toplam ölüm oranı çok az bir sapmayla hesaplanabilir.
"Eski zamanların ulus anlayışını yok edip, insanlığın tarihin başlangıcından beri süregelen yaşayış biçimine son verdiklerinde, kurunun yanında yaş da yandı. Artık ortada son derece ruhsuz, sıradan ve kültürel açıdan ölü bir dünya var. Hükümdarlar geldiğinden beri yeni hiçbir şey üretilmedi. Sebebi de açık. Mücadele etmeye değer bir şey kalmadı. İnsanlar günübirlik eğlencelerle oyalanıyor. Her gün bir sürü kanaldan yaklaşık beş yüz saatlik radyo ve televizyon yayını yapıldığının farkında mısınız? Hiç uyumayıp sürekli bunları takip etseniz, bir tık uzağınızdaki onca eğlence programının yüzde yirmisine bile yetişemezsiniz. Milletin tembel sürüngenlere dönüşmesine şaşmamalı; her daim emiyorlar, ama asla üretmiyorlar. İnsanların günde ortalama üç saat televizyon izlediğini biliyor muydunuz?
Yakında kimse kendi hayatını yaşamıyor olacak. Televizyon dizilerindeki aileleri izlemekten başka şeye vakit kalmayacak!"
İnsan bilinçaltının derinliklerinde, anlamlı ve mantığa uygun bir evrene duyulan yaygın ihtiyaç yatar. Ama gerçek evren mantığın hep bir adım ötesindedir.
Zihni bir spektrum olarak düşünün; negatif ucunda bilinçsizlik, pozitif ucundaysa hiperbilinç vardır. Zihnin baskı altında hangi yöne gideceğini belirleyen başlıca faktör, kişinin aldığı eğitimdir.