Kitabı çok beğendim ve herkesin okumasını tavsiye ederim.
Yarı otobiyografi yazan Jack London, farklı sınıflar arasındaki zihniyet ve değer farklarına değinmiş. İnsanın diş fırçasına ve tırnak törpüsüne sahip olmasının alt sınıftaki biri için ne kadar değerli olduğu gibi.
Zamanın şartları, meslekleri ve ücretleri, insanın bulunduğu sınıfa göre değişen dış görüntüsünü, konuşmasını Martin'in gözünden incelemek beni çok etkiledi.Martin'in dil bilgisini düzelterek kütüphaneden kitaplar alarak sadece 4 saat uyku ile başlayan çalışması onu yazar olma, ün, para, mevki kazanma ve özellikle üst sınıftan aşık olduğu Ruth ile evlenme hayallerine itiyor. Ama işler o kadar da kolay ilerlemiyor. Yine de pes etmiyor.Yeri geliyor aç kalıyor, hasta oluyor, ağır şartlarda iş yapıyor.
Martin'in yazma tutkusunda ne sevgilisi Ruth ne de ailesi ona destek oluyor.
!!!! BURDAN SONRASI SPOİLER!!!
Tek destekçisi olan arkadaşı Brissenden ölüyor. Ve Ruth, Martin hakkındaki yalan haberden dolayı Martinden ayrılıyor.Ailesi de ondan uzak duruyor. Hayatında hiç kimsesi yokken ve elinde artık hiçbişi kalmadığında yazdığı şeyler satılmaya başlıyor. Başarılı ve zengin biri oluyor. Ondan uzaklaşan herkes yanına yaklaşıyor ama Martin onlara karşı hiçbir şey hissetmiyor. Gittikçe kendisinin bir yere ait olmadığını anlıyor. İnsanlara tahammülü azalıyor. Bir gemiye binerek güneye doğru gidiyor. Hayat onun için anlamını yitirdiğinde o da hayatını yitiriyor.Kendini denizin ıssız sularına bırakıyor.
"Şefkat ve merhamet, kölelerin yeraltı hapishanelerinde icat edilmiş şeylerdi; sefiller ve güçsüzler ordusunun ıstırabından başka bir şey değillerdi. "