Robert Langdon

Robert Langdon
@TheThoth
Tarih
Lisans
İstanbul
İstanbul, 3 Kasım
620 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
Gazoz
Gazoz kelimesi dilimize gaz'ın Fransızca müennes (féminin) sifati gazeuse'den girmiştir. Gazoz eskiden de dükkanlarda, kıraathanelerde, körfez ve Boğaziçi vapurlanında, seyir yerlerinde, sokaklarda boyuna içilirdi. Seyyar satıcılar, "Hararet söndürüyor! Mide tashih ediyor!" diye makamlı makamlı bağırırlar, başlarına üşüşen büyük küçük likır lıkır dikerlerdi. Fiyatı 20 paraya. Meyvalıları, renk renkleri bulunmaz, şişeleri bugünkülere hiç benzemez. Yeşilimtırak, kunt, adeta kaya parçası. Tepesi kapsülsüz, üstü etiketsiz, boğmağında zıpzıpın büyükçesi billur bir tıkaç. Gazin aşağıdan yukarı tazyikiyle sıkışmış, dışarıya damla azdırmaz.
Sayfa 363
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fındığın girdiği tabirler de az mıdır ki? "Fındık kurdu" ufacık tefecik, tombalacık kızlara, "fındıkçı" oynak, fıkırdak tazelere denirdi. Frenkçeden kabullenmişiz galiba, zira ortadan sıvışıp ağaçlıkların arasında kaybolan iki sevgiliye, "Fındık toplamaya gittiler," cümlesini kullanıyorlar.
Sayfa 350
Edebiyat
Venedikliler ve Cenevizlilerle sık sık alışverişimizden dolayı, dilimizdeki yabancı kelimelerin çoğu onlardan kapmacadır. Mesela lavanta, lokanta, piyasa, poliça, makine, kamara, antika, pandomima, kanto ve ilh...
Sayfa 338
Edebiyat
Domates
Domates kelimesi Türkçeye ve birçok dile İspanyolca tomate'den, onlara da Meksika dilindeki tomatl'dan girmiş. Fransızlarla Almanlar ona aşk elması adını da verirler. Nebatat fenninde, eskiden badincaniye denilen solanaceae fasilesinden sayılmaktadır. Anayurdu Amerika'ymış. Bu kıtanın keşfinden sonra Avrupa'nın her tarafına yayılmış.
Sayfa 231
Edebiyat
Meze gibi Meze
Bazı içki tiryakileri yazın başka meze istemez. "Zahmete, külfete değmez; o var ya, hepsine taş çıkarır!" diyerek iki domatesle tuzluğu tepsiye koyar, parlatıp dururlardı.
Sayfa 229
Edebiyat