-Mesela, güzel güzel diyosun da, nasıl güzel bu Güzel, hele onu anlat...
-Güzel abi işte...
-Kör mü topal mı, uzun mu kısa mı, etli mi butlu mu?
-Abi, ayıp oluyo ama...
-Tamam,peki , onu geçelim... Bari şunu söyle, esmer mi Güzel?
-Bilmiyorum abi...
-Nasıl bilmezsin lan...
-Sevmekten dikkat etmemişim abi.
"Bak evladım... çiçekler tıpkı kadınlara, bilhassa genç ve hassas kadınlara benzerler. Zaten kadın deyince akla genç, güzel, yüzüne bakınca bir daha bakmak isteyeceğin bir huri gelir. Yoksa muşmulaya dönmüş kocakarıları kadından sayan kim? Onları bir kalem geç! Öyle değil mi?"
Huruç işine ara vermeden başıyla onu tasdik etti.
"Çiçekler tıpkı kadınlara benzer dedik... Niye? Çünkü çiçeğin ne kadar suya ihtiyacı varsa, kadın da o derece aşka muhtaçtır. Fakat suyu çiçeğe - senin demin verdiğin şekilde - Horhor çeşmesinden akıtır gibi verirsen, bitki zedelenir. Sapı kırılmamışsa bile, sarsıntıdan yaprağı dökülür, güzelliği gider. Bu yüzden çiçeğin hayat menbaı olan suyu bile, ona usulüyle ve temkinli davranarak vereceksin. Şimdi gelelim kadınlara: Onların da aşksız yaşayamayacağını ifade etmiştik. Fakat pek fazla üstüne düşülerek, olur olmaz şeylerden kıskançlık vesilesi icat edilerek, kadına hoyratça sunulan bir aşk, ne kadar kuvvetli olursa olsun, onu yıpratır, mukabele göstermek arzusunu kırar..."