HAR: Sıcak, kızgın, yakıcı. Aşısız ağacın meyvesi. Bakımsızlıktan anormal gelişmiş bağ, bahçe. Küf. İnsan, hayvan ya da bitkilerde görülen salgın hastalık. Gül yapraklarının üzerinde bulunan beyaz böcek. Kötü (kimse). Atın biniciyi sarsmadan yürüyüşü, rahvan. Atın bir ve iki vuruşlu yürüyüşü. Pişmiş yumurtanın sarısı. Defne. Dantel. At yetiştirilen çiftlik, hara.
Bir sürü anlam içinde yolunu bulmak zor bazen. Seçimler işte bu noktalar önem kazanır. Kasıt denilen ikircikli bir hal alır da Edebiyatın bir kısmı buradan beslenir. (Kinaye: Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir.) Beslenmek herkes ve her kurum için gereklidir. Beslenmezsen büyüyemez ve sağlıklı olamazsın. Kurumların gıda kaynakları ise insana hem benzer hem benzemez. İnsanlar etle bitkiyle diğerlerinin bedenleri ile beslenir. Kurumların beslenme şeklide üç aşağı beş yukarı aynı olsada büyük oldukları için biraz daha fazlasına ihtiyaç duyarlar. Emek, kan, öfke, düşman, maneviyat da eklenir menüye elbette. Yaratılan düş içimizdeki har’ı ateşler onun için verilen emek gözyaşı ve kan ateşi besler. Har bir defne de olur bir hastalıkta bir haşerede eninde sonunda. Elbette har’ı bazen söndürmek gerekir; nefesle, terle, emekle. Har’ı yok etmeyi de çok istemez kurumlar. Savaş çıkar bazen çünkü bir saldırı olur. Har olmalıdır ki savaşsın insanlar büyüsün ayakta kalsın kurumlar. Oysa savaş:
“Hiçbir savaşa inanma, silahların fiyat etiketi var.
Mağlup, iflas etmiş esnaftır, gülerek şarkı söyler.
Galip, becerikli esnaftır, gülerek şarkı söyler.
Kol kola dans ederler mezarların karşısında.” Bir yıkımdır eni kökü etle kanla gözyaşı ve emekle beslenen ve kazananı olmayan.
Asıl gücü elinde bulunduran kurumlar için kişinin yoktur önemi. Bir