......
II Dünya Savaşı'nda, Japonya'da yaşamış küçük bir kızın gerçek öyküsü anlatılmaktadır.
Atom bombası atıldıktan sonra radyasyondan etkilenen Sadako, tam 10 yıl sonra lösemiye yakalanır ve hayatını kaybeder. Ama o umudunu, hiçbir zaman yitirmez ve son ana kadar canlı tutar. Nasıl mı?
Japon geleneğinde "1000 tane turna kuşu yapanın dileği kabul olur. " inancına sımsıkı sarılarak.. Ve başlar, hastane odasında turna kuşlarını katlamaya..
Lösemi ağrıları bir taraftan, ailesinin gözlerinde gördüğü hüzün diğer taraftan, Sadako'nun her daim omuzlarındadır. Ama O, yine de pes etmez,
kokeşi bebeğine bakarak " İyileşeceğim. Ve bir gün, rüzgar kadar hızlı koşacağım, " der.
Her geçen gün turna kuşlarını yapmaya devam eder, taa ki son katladığı 644. turna kuşu kadar.. Sonrasında hayata gözlerini yumar.. ....... Çocuklar ölmesin......
Ve birgün Nadia ve Max arasında sadece kilometreler kalmıştı. O soğuk buz gibi struma gemisinde Max'la kavuşacağına inanan bir Nadia bekliyordu. 769 kişinin ölümünü beklemesiyle sadece Nadia ''nın kurtulucağına inanması ve her gün yeni bir umutla beklemesi.... Sadece birbirlerini o kadar çok yaklaşmışken dürbünle iletişim kurmaları bile ona yeterince ümit veriyordu. Ama hepsi 24 şubatta sona erdi! Şilede struma gemisinin batırılmasıyla Nadia ölmüştü ve Max hiçbir zaman onu unutmamış ve Serenad 'ı çalmaya devam ediyordu. Fakat gün geçtikçe yaş ilerledikçe Serenad melodisi kafasında karışıyordu. Ama buna rağmen Serenad çalıyordu......
Sevgi üzerine kurulan bir ilişki iken ihanetle bitti... peki kim ihanet etti seven mi? sevilen mi? Hangisi suçlu? Bir kıskançlık duygusu ve bir mendil yüzünden.. Güven bu olmamalıydı..
Başta bir deney gözlem kitabı olarak gözükse de aslında öyle olmadığını, bir insanın hayatını ele alan kitap... Algernon, adındaki farenin çabalayışı ve bu çabanın insan üzerindeki etkileri, hayatta yaşam mücadelesi vermek için tek kurtuluşun bir farenin üzerindeki yapılan deneylerin olumlu cevap oluşturmasıdır.Toplumda dışlanmışlık ilkesi... ve aslında toplumla birlikte kendisiyle savaş halinde olan bir insan, bir can, bir hayat...
Afganista'nın etnografyasını anlatan iflahı olmayan parçadan bütüne değilde bütünden parçaya giden sevgili saygıdeğer yazarımızın bireylerin direnişini kadınların bir köle olmadığını çok güzel anlatmıştır. Tek bir cümleyle özetlemiş olursak "COĞRAFYA KADERDİR"... Kadının cesareti, kadın gücünü ,birbiri için fedakarlıklar yapan ön yargıları, yıkan ve hayatı olduğu gibi kabul etmektense onu anlamdırmaya çalışan kadınlar.... hayata umut veren çocuklar.... herhalde Sovyetler tarafında empoze edilen ülke bu kadar güzel anlatılamazdı...