Gökbilimciler Dünya'yı nelerin beklediğini anlamak için gezegen ve gökcisimlerinin konumlarındaki en ufak kaymaları ve değişimleri bile nasıl okursa, en büyük oğul da babasının ruh hallerini ve yüz ifadelerini okumakta öyle uzmanlaşmış. Dayak yemek üzere olup olmadığını babası eve geldiğinde sokak kapısının çıkardığı sesten, taş döşeli zeminde çıkardığı ayak seslerinden anlayabiliyormuş. Kepçeyle su alırken birazını dökmesi, yanlış yerde bırakılmış bir bot, yeterince saygılı bulunmayan bir yüz ifadesi; bunların herhangi biri babasının aradığı bahane olabiliyormuş.
Aydınlıkla köhneliği belirginleşen bu kentte ve konutta, hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki, bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak, bu yoğunluğu olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.