33.Perondayım. Karşımda bir peygamber gibi huzur veren bir canlı. Üstelik kadın! Sarılıyoruz. Gözbebeklerinde aşık olduğunu bağıran periler var, kimsenin onları görmediğini sanıyor. Benim gibi robotlaşmış bir orospu çocuğunun bile gözünden kaçmayacak kadar büyük periler. Sımsıkı sarılıyorum. O da bana sarılıyor, kemiklerimiz çatırdayana kadar. Bu kadın, insanlara olan kayıp inancımı cebime sıkıştırıyor usulca. 'Yıllar sonra uyuşturucu haricinde huzur bulabildiğim tek şey bu kadına sarılmak,' ıslak dudaklarını boynumda hissetmek. Yeryüzünde incitmekten korktuğum tek canlı bu kadın. Savunmasız hayvanlara kötü davrandım, şiddet uyguladım, insanlara da. Gözümü kırpmadan insanların etlerine kesici, delici aletler sapladım, kurşun sıktım, kafalarını bir kaldırım taşıyla yardım ama bu kadını incitmekten o kadar korkuyorum ki, yıllar önce tanrıdan da böyle korkuyordum. Dolayısıyla bu kadın tanrısal bir parçacık taşıyan bir canlıya dönüşüyor benim gözümde ve ona tapınıyorum..
'Yüzün bulut görmemiş bir göldü.
Halka halka sıcaklık yayılıyordu sesinden. Gün ışığı ile gözlerin arasında bir ayrım yoktu.
Kaşların kaş değil gökkuşağı idi..'