Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler...
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Bilim, hayatın anlamını açıklama ya da bize hayatımızı nasıl yaşayacağımızı söyleme gibi işlere bakmaz. İngiliz felsefeci John Gray’e göre, “bilim büyücülük değildir. Bilginin artması, insanın muktedirliğini de artırır. İnsanın neyse o olmasını öteleyemez.”
-Merhaba güzel ay!
-Merhaba Küçük Kara Balık. Burada ne işin var?
-Dünyayı geziyorum.
-Dünya çok büyük, her yere gidemezsin.
-Sorun değil, gidebildiğim yere kadar.
İçinde yaşadığımız ve faaliyet gösterdiğimiz dünyanın, bizim bildiklerimiz temelinde anlamlı ve mantıklı olduğunu düşünmek durumundayız. Aksini düşünsek, sabahları yataktan kalkmak fazlasıyla zor olurdu.