Stefan Zweig elbette çok değerli bir yazar ve "Korku" eseri de kalabalıklar içerisine sıkışmış günlük yaşantımızdaki sorunları irdeliyor. Özellikle kendimize yabancılaşmamızı, içimizdekileri nasıl da inkar ettiğimizi bir ayna yardımıyla gösteriyor. Alışılagelmişin aksine hatalarıyla boğuşan bir baş karakteri okumak ise oldukça keyifli. Ama ne yazık ki bir sonraki paragrafa kocaman bir "ancak" kelimesini eklemek zorundayım.
Kitap 70 sayfalık kısacık bir psikolojik gerilim kitabı olmasına rağmen hedeflediği korkuyu bir türlü tam olarak sağlayamıyor. Haliyle okuyucusu olarak bir oturuşta bitecek, kısa bir zaman dilimini anlatan ve korku, pişmanlık gibi duyguları ön plana seren bu kitaptan beklediğim şey vuruculuk, sert darbeler oluyor. Fakat bu kitap sert darbeleri bir türlü indiremeyip aşırı çizgisel gitmesinin yanı sıra, bir hataya daha düşüp zaten kısıtlı süreler hissedebileceğimiz duyguları bölme yoluna gitmiş. Şöyle ki; Irene'in kendine yabancılaşma sürecine yeterince sayfa ayırmamışken, araya bir olay daha sıkıştırıp tekrar yabancılaşma sıkıntısına geri dönmeyi tercih etmiş Zweig. Bu da benim için hevesimi kursağımda bırakmış bir konunun bir süre sonra bayatlamış şekilde geri dönmesi denmek.
Elbette tüketmenin, zamanına göre değerlendiremememin etkisi de olabilir ancak kitabın sonu da beni aşağıya doğru çekti. Dümdüz raylarda, keyifsiz bir konumda hareket eden trenimiziz varacağı yer hakkında hala umutlu iken aşırı tahmin edilebilir bir sona varmamız da Irene ile birlikte utanmamı, pişman olmamı çokça etkiledi.
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022125bin okunma