"Ama bu sizin suçunuz değil, siz hastasınız. Bu hastalığın adı: Hayal gücü."
Devrimi anlatarak edebi bir devrime sebep oluyor Yevgeni Zamyatin. Baskılar altında baskıyı anlatıyor. E haliyle anlattıkları da görmek istemeyen gözler tarafından sansürleniyor. Fakat korkularına ve sansürlere meslektaşları gibi boyun eğmeyen Zamyatin, birey olduğunu üstüne basarak hatırlatıp görmek isteyen gözlere, "Biz"e yazmaya devam ediyor. D-503'ü ustalıkla seslendirerek, daha doğrusu D-503'ün kendi tezatını seslendirmesine izin vererek bir birey olma-olmama anlatısını girişiyor. Siyah X'lerin pembe birer O olma-olmama, hatta olmak zorunda olma-olmama sorgusuna adım atıyor.
"Ve ateşi makinelerde, çelikte işe koştu,
Ve kaosu yasayla zincire vurdu."
Yazdığı başyapıtı kendi ülkesinde bile yayınlatamayan bir yazar, kaosu yasayla zincire vurmaktan bahsedince haliyle etkisi öncüsü olduğu birçok distopyadan çok daha kuvvetli oluyor. "Muhtemelen başka gezegende olan" bize bile -amacı gelecek tahmini yapmak olmasa da- tüm gerçekçiliği ile geçiyor. Durun bir dakika. Muhtemelen başka gezegen mi? Yoksa birebir aynı gezegende miyiz? Zira birey olma güdümüzü hızla kaybettiğimiz, devletlerin sağlığını düşünmekten kendimizi unuttuğumuz, aynı kitabın dünyasında olduğu gibi camdan, şeffaf evlerde yaşadığımız, güneşin asla batmadığı, sürekli üzerimizde olduğu bir dönemde yaşamıyor muyuz?
"Özgürlük ve suç, aeronun hareketiyle hızı gibi birbirinden ayrılmaz biçimde ilintilidirler."
İşte koskocaman doğrularla çevrili bir alıntı. Yani en azından bence. Suçu önlemek büyük ölçüde özgürlüğü önlemekten geçiyor. Büyük, toplumsal bir hapishane projesi. Başarılması gereken tek şey insanları bir hapishanede olmadıklarına inandırmak. İşte tam bu noktada özgürlükle birlikte atmosferden dışarıya kaçan, "Biz"